Anasayfa » Makale ve Analizler » UYGUR TÜRKLERİ ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN SİYASET VE TEHLİKELİ GELİŞMELER

UYGUR TÜRKLERİ ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN SİYASET VE TEHLİKELİ GELİŞMELER

Yeryüzünde derin kültürel birikimlere sahip olup da bu özelliklerini
özgürce ifade edemeyen, hatta kendisini kuşatan tarihsel değerlerin
verdiği kimliğini bile istediği şekilde seslendiremeyen bir millet’tir
Uygur Türkleri.
Çin Halk Cumhuriyeti içersinde yer alan Doğu Türkistan (Sincan Uygur Özerk
Bölgesi)’da yaşayan Uygur Türkleri burada ekonomik, siyasi, kültürel,
askeri tüm baskılarla karşı karşıyadırlar.

ÇHC tarafından sürdürülen politikalara karşı mücadele verebilmek amacıyla
Uygur Türkleri, Doğu Türkistan dışına çıkarak dünyanın çeşitli ülkelerine
dağılmışlardır. Bu nedenle dünyanın değişik ülkelerinde bir Doğu
Türkistanlı Uygur Türkü görürseniz hiç şaşırmayın. Çünkü baskı ve zulmün
coğrafyalara serpiştirdiği halklardandır onlar.

Tarihsel süreç içersinde gelinen aşamada Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri
dağıldıkları/dağıtıldıkları tüm coğrafyalarda ve Türkiye’de siyasi,
sosyal, kültürel vs. tüm faaliyetlerini kurdukları dernekler vasıtasıyla
sürdürmekteler.

Bu dernekler Uygur Türklerinin haklı mücadelesini sonuca erdirmede
yardımcı unsurlar olarak görülmekte midir veya devlet birimleri tarafından
yeterince ciddiye alınmakta mıdırlar bilemiyoruz. Ancak dernekler
üzerinden gözlemleyebildiğimiz vahim manzara bizleri birey olarak tedirgin
etmektedir.
Bunun son örneğini 24-26 Kasım 2006 tarihlerinde Almanya’nın Münih
şehrinde gerçekleşen Dünya Uygur Kurultayı (DUK)’nın 2.Genel Kurulu
toplantısında görüyoruz.
ABD, Kanada, Avustralya, İngiltere, Hollanda, Türkiye, Fransa,
Avusturya, İsveç, Norveç, Kazakistan ve Kırgızistan dan gelen
150 Uygur Türkü delegenin yanı sıra, Almanya Cumhurbaşkanı
Horst Köhler, Başbakanı Angela Merker ve İçişleri Bakanı
Wolfgang Schauble’nin temsilcileri, Yeşiller Partisi, İnsan
Hakları Teşkilatı ve siyasi partilerin mensupları, eyaletlerin
parti sorumluları, Türk gazetecileri olmak üzere yaklaşık 200
kişinin katıldığı toplantının, önceki kurultaylara göre daha
fazla ilgi gördüğü açık.
Ancak böylesine geniş kitlelerde karşılık bulan bir
toplantının, Çin Halk Cumhuriyeti diplomatlarınca yasaklanmak
istenmesi ve bu amaçla devlet nezdinde girişimlerde
bulunulması saldırganca bir tutumu sergiliyor. Çinli
Diplomatların görüştükleri ve toplantıya katılmasını
istemedikleri Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth’un
cevabı da dikkat çekici. C.Roth “ülkesinde istediği kurultaya
katılabileceğini ve kimsenin buna karışmaya hakkı
bulunmadığını” söylemiş. Buna rağmen toplantı, açılışından
bitimine kadar Alman güvenlik görevlilerince bir tercüman
vasıtasıyla sürekli kontrol altında tutulmuş.

Kurultaya her zaman olduğundan daha fazla ilgi gösterildiği kesin, hatta
Avrupa Parlamentosunda 29 Kasım 2006 günü Uygurlara yönelik özel bir
brifing de verilmiş.

Sözkonusu gelişme dikkat çekici olmakla birlikte sevindirici. Ancak Avrupa
Parlamentosunun destek niteliğindeki bu tutumun arka planında yer alan
hesapları iyi görmek gerekiyor. Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin de
böylesine analizlere ihtiyaçları var, zira dünya devi olarak nitelenen bir
ülkeye karşı mücadele vermekte.

Toplantı neticesinde DUK Genel Başkanlığına Rabia Kadir seçildi. Bilindiği
gibi R.Kadir Amerika’da yaşayan Doğu Türkistanlı bir Uygur Türkü ve Çin de
6 yıl hapis yattıktan sonra çeşitli insan hakları örgütlerinin baskıları
sonucu şartlı olarak serbest bırakılmıştı. R.Kadir’den istenen
diasporadaki Uygur Derneklerinden uzak durmasıydı. Ancak o bunu yapmadı ve
Çin dışına çıkar çıkmaz Doğu Türkistan’da sürdürülen baskı ve zulümlerle
ilgili çalışmalarına devam etti. Tabi bu nedenle zarar gördü. Çin’li
yetkililer bunun üzerine ellerinde koz olarak bulundurdukları R.Kadir’in
çocuklarını cezaevine hapsettiler. “Uygurların manevi annesi” olarak
isimlendirilen Rabia Kadir kurultayda, Uygur halkının insanca ve özgür
olarak yaşama hakkına kavuşması için mücadelesine son nefesini verene
kadar devam edeceğini söyleyerek Çin’lilere cevap niteliğinde gönderme
yapmayı ihmal etmedi.
Dünya Uygur Kurultayı eski Genel Başkanı Erkin Alptekin de,
“kurultayın Doğu Türkistan ve dışında yaşayan tüm Uygur
halkının müşterek menfaatlerinin temsilcisi olduğunu ve Çin de
yaşayan Uygurlara yönelik baskıcı politikalara karşı mücadele
ettiklerini” söyledi.
Alptekin, “Çin in özerk Sincan bölgesinde yaşayan Uygur
halkına, Çin devleti tarafından uygulanan sindirme, öldürme ve
asimilasyon politikalarını dünya kamuoyuna aktarmaya
çalıştıklarını” ifade etti.
Aynı tarihte, Almanya/Münih te bulunan Çin Başkonsolosluğu önünde,
kurultaya iştirak eden yaklaşık 150 kişinin katılımıyla bir
protesto etkinliği de düzenlendi.

Bugün ÇHC sınırları içersinde yer alan Doğu Türkistan, çeşitli asimilasyon
politikalarının uygulamaya konulduğu bir laboratuar konumunda. Uygur
Türkleri tüm bu politikalara karşı kültürel özelliklerini korumaya
çalışıyorlar. Ancak bu hiç de kolay değil, çünkü karşılarında 1 milyar 350
milyon nüfuslu ve dünyanın “büyüyen devi” olarak nitelenen bir ekonomisi
bulunan “Çin” var.

Çin’in, ekonomisinde sağladığı büyüme ve nüfusu ile dünya sahnesinde güç
dengeleri açısından etkin bir aktör konumuna gelmesinin, aynı güç
iddiasını taşıyan belli merkezleri rahatsız etmesi elbette beklenen bir
gelişmeydi. Özellikle Avrupa ülkeleri ve ABD bu gelişmeden en fazla kaygı
duyan ülkelerin başında geliyor. Bu ülkeler, belli konularda söz sahibi
olacak kadar etkili olmasını istemedikleri “Çin”in “yumuşak karnı”nı
kullanma yöntemini uygulamak istiyorlar.

Çin’e yönelik politikalar üretmeye çalışan ülkelerin şimdilik buldukları
yumuşak karın Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri’ne yönelik uygulamalar ve
insan hakları ihlalleri. Bu ülkeler İran gibi bazı ülkelere yönelik
gündeme getirdikleri “ekonomik ambargo” şeklindeki uygulamaları devreye
sokamıyorlar, çünkü Çin’in ucuz işgücü ile ürettiği mal ve hizmetlerden
istifade ediyorlar. Bir başka deyimle bu tür bir uygulamayı menfaatlerine
uygun bulmuyorlar.

Burada bir başka hususu hatırlatmayı ayrıca gerekli görüyorum. Uygur
Türkleri üzerinden politikalar yürütmek isteyen bir başka kesim ise
“İslamcı Örgütlenmeler”. Bu örgütler bir zamanlar Çeçenler üzerinden
Rusya’ya karşı yürüttükleri siyaseti bu kez Çin’e karşı Uygur Türkleri
üzerinden gerçekleştirmek istiyorlar.

Ortaya çıkan tablo; Uygur Türklerinin durumlarının gerçekten ne kadar zor
durumda olduğunu gösteriyor. Çin gibi her yönden büyük bir düşman ve
üzerinden siyaset yapmak isteyen ülkeler/örgütler.

Mevcut durum çerçevesinde Uygur Türklerinin izleyeceği politika hayati
önem taşıyor. Zira yapılacak bir hata Uygur Türklerinin yok olup gitmesine
neden olacaktır.
Bağımsızlık/İstiklal mücadelesi uğrunda çalışmalar yürüten diasporadaki
Uygur Türkleri şimdilik bir angajmana girmemiş durumda. Amerika’nın Uygur
Derneklerine sağladığı imkânlar, “Sürgünde Uygur Hükümeti”nin Amerika’da
kurularak burada faaliyet yürütmesi gibi gelişmeler, bu yönlü soru
işaretlerini çoğaltıyor. Ancak sözkonusu ilişki, Avrupa ülkelerinin
(özellikle Almanya) Uygur Türklerini Çin’e karşı kullanılacak bir
enstrüman olarak görmesi ve bu nedenle temaslarını sıcak tutmaya çalışması
şeklinde değerlendirilmelidir. Aksi halde Uygur Dernekleri yöneticilerinin
bilerek veya bilmeyerek böyle bir ilişkiye girmeleri düşünülemez.

ABD veya Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerin boyutlarından ziyade Uygur
Türkleri için en büyük tehlike, Uygur hareketinin ideolojik kalıplara
sokularak “İslamcı bir yapılanma/örgütlenme” şekline getirilmesidir. Çin
Halk Cumhuriyetinin son dönemdeki –özellikle 11 Eylül saldırıları
sonrasında- tüm gayretleri bu yöndedir. Yani Çin, bütün Uygur Türklerinin
radikal İslamcı örgütlenmeler bünyesinde faaliyet yürüten kişiler olarak
tanıtmaya çalışmaktadır.

Ulusal kurtuluş mücadelelerinin ideolojilerle kuşatılmasının zararlarını,
bizzat İstiklal mücadelesi vermiş ataların çocukları olarak bizler iyi
bilmekteyiz. Ayrıca hemen yanı başımızdaki, Çeçenistan gibi taze örnekler
de mevcuttur. Çeçenistan’daki insan hakları ihlallerine ilişkin Avrupa
ülkelerindeki hassasiyet, Çeçenlerin mücadelelerine İslami bir motif
kazandırmasıyla hemen sona ermiştir. Vahabi örgütlerin etkisinde kalan
Çeçen özgürlükçü hareketi, bu tavrını koruduğu müddetçe, belli marjinal
yönetim anlayışları olan ülkeler dışında hiçbir ülkeden gerekli desteği
göremeyeceklerdir.
Dünya Uygur Kurultayı sırasında; DUK Tüzüğünde bulunan “din ve siyaset
işlerinin birbirinden ayrı tutulması” şeklindeki “laik” ifadelerin dinci
Uygurların baskıları neticesinde tüzükten kaldırılması, tehlikeli
gelişmenin sinyali olarak değerlendirilmelidir.

Çin tarafından giydirilmek istenen “İslamcı Örgütlenme” tanımlaması,
kurultayda alınan bu kararla kolaylaştırılmaktadır. Bu önemli ve büyük bir
hatadır.

Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin, bu tehlikenin hemen
farkına varıp diğer tüm Uygur Türklerini uyarmalarını temenni ederken,
uygarlığın sembolü olmuş bu soydaş topluluğun haklı mücadelelerinde tüm
kalbimizle yanlarında olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
Erdoğan ILGAZ

Hakkında admin

Cevapla