Anasayfa » Haberler » Amerika’nın Asya stratejisi ve Türkiye

Amerika’nın Asya stratejisi ve Türkiye

[Yorum – Kılıç Buğra Kanat ]

Amerika, Irak ve Afganistan’da geçirdiği son on seneden sonra artık yeni stratejisini Asya’yı merkez alarak hazırlamışa benziyor. Sene sonunda Irak’tan, 2014 yılının sonuna kadar da Afganistan’dan çekilmeyi planlayan Amerika her ne kadar İran’ın Irak’taki Şia nüfus üzerindeki etkisi ve nükleer programı, Pakistan’ın da Afganistan’daki Hakkani grubu ve Taliban ile ilişkiler konusunda uyanık olacağı mesajları veriyor olsa da artık büyük ölçüde bir Pasifik gücü olmaya çalışacak.

Geçtiğimiz hafta Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesinden ve Obama’nın Amerikan askerlerinin yıl sonuna kadar Irak’tan tamamen çekileceğini açıklamasından birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Foreign Policy dergisinde oldukça uzun bir makale yayımlayarak ABD’nin yeni dönemde Asya’ya yönelik stratejisinin ipuçlarını verdi. Clinton’ın Libya gezisi sırasında yayımlanan makalede Clinton, Amerika’nın son on yıldır dünyadaki diğer bölgelere yeterince zaman ve enerji ayıramadığını ve özellikle Asya Pasifik’teki gelişmeler karşısında etkili bir strateji ortaya koyamadığını vurguluyordu. Clinton bu kaybedilen zamanı telafi için önümüzdeki on senede Amerika’nın Asya Pasifik bölgesine yönelik yeni ekonomik, siyasi ve stratejik açılımlar içine girerek bu bölgede varlığını ve gücünü göstereceğini de ifade ediyordu. Makaleyi önemli kılan temel unsur, Amerika’nın Asya Pasifik ve özellikle Çin ile ilişkiler konusunda ilk kez bu kadar açık ve net bir yol haritası ortaya koymasıydı. Obama yönetiminin yaz başında Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki Asya masası şeflerini değiştirerek başladığı yeni Asya siyaseti bu makaleyle biraz daha ete kemiğe bürünmüş oldu. Son birkaç ay içerisinde önce Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Asya bölüm sorumlusu ve Beyaz Saray’da Asya konusunda bir numaralı isim olan Jeffrey Bader sonra da Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın iki numarası ve Çin ile ilişkilerde en etkili isimlerden biri olan James Steinberg görevlerinden ayrılmıştı. Bu ikilinin görevden ayrılmasının sebebi olarak birçokları Steinberg ve Bader’in Çin’e oldukça yumuşak olan yaklaşımlarının Washington’da fazlasıyla eleştirilmesini göstermişti.

Clinton’ın makalesinde bölgeye yönelik üzerinde sıkça durduğu en önemli strateji Pasifik’teki Amerika’nın müttefikleriyle daha sıkı bir işbirliğine girerek bölgede Çin’in askeri ve ekonomik açıdan yayılmasını engellemek. Savunma Bakanı Panetta da bu hafta başladığı Asya-Pasifik gezisi sırasında da bölge ülkelerine benzer mesajlar verdi. Hem Clinton hem de Panetta Amerika’nın bir Pasifik gücü olduğunu ısrarla yineleyerek bundan böyle bölge devletlerinin güvenliğinin sağlanması konusunda Amerika’nın daha ciddi işbirliklerine gireceği mesajını da verdi. İlk etapta bu teminatın bir parçası olarak Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerle Avrupalı uluslar ile İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ilişkiler ağı ve transpasifik ortaklıklar hedefleniyor.

ÇİN’İN YÜKSELİŞİNE KARŞI ÖNLEMLER

Clinton’ın makalesiyle aynı günlerde Savunma Bakanlığı’na yakınlığıyla bilinen RAND Corporation’da Çin ile ilgili bir rapor yayımladı. Rapor önümüzdeki yirmi sene içinde Çin’in hem gayri safi milli hasıla hem de savunma harcamaları bakımından Amerika’yı geçebileceği dikkate alınarak ikili ilişkilerde yaşanabilecek farklı kriz senaryoları, Amerika’nın takip edebileceği stratejiler ve bunların olası sonuçlarını değerlendiriyordu. Rapora göre önümüzdeki dönemde Amerika ile Çin arasında olası kriz alanları arasında Tayvan ve Kuzey Kore ile siber alemde yaşanabilecek bir çatışma geliyor. Bölgede Amerikan çıkarlarının tehdit edilmesinin önünü almak için ortaya konulan tavsiyelerin başında ise tıpkı Clinton’un ifade ettiği gibi Çin’e komşu olan devletlerin güçlendirilmesi ile ekonomik savaşın caydırıcı bir unsur olarak kullanılması geliyor. Soğuk Savaş yıllarında MAD (Mutually Assured Destruction) olarak bilinen olası bir nükleer saldırı halinde hem ABD hem de Sovyetler Birliği’nin yok edileceği fikrine dayanan caydırıcı unsurun yerine Çin’e karşı MEAD (Mutually Assured Economic Destruction) adlı bir strateji ortaya konuyor. Buna göre olası bir çatışma halinde Amerika’nın iki ülkenin de ekonomilerini harap edecek bir ekonomik yaptırımlar programı ortaya koyabilmesinin Çin’i kontrol altında tutabileceği öngörülüyor. Tüm bunlar Amerikan dış politikasında önümüzdeki dönemde daha fazla Asya merkezli bir dönüşüm olacağının habercisi. Peki bu yeni stratejinin hayata geçmesi Türkiye’yi ne şekilde etkileyebilir? Öncelikle Amerika’nın Ortadoğu’daki askeri operasyonları sonlandırıp Clinton’ın tabiriyle dünyanın anahtar bölgesi haline gelen Asya’ya yoğunlaşması Türkiye için bir dizi fırsat yaratırken önemli yeni stratejik planlamalar da gerektiriyor. Yeni Asya stratejisinin Ortadoğu konusunda getireceği en önemli değişiklik Amerika’nın güç ve etkisini Ortadoğu’ya yansıtmak için direkt müdahaleler yerine bölgesel güçler ile işbirliğini tercih edecek olması. Bu noktada Mısır’da henüz taşların yerine oturmamış olması, İran ile Amerika arasında yaşanan nükleer ve şimdi de suikast planı krizi, Türk-Amerikan ilişkilerinde farklı bir dönem yaşanabileceğinin sinyallerini veriyor. Bu dönemde henüz tam olarak tanımlanamayan model ortaklık bu yeni strateji ışığında yeniden gündeme gelecek ve işbirliğinin boyutları yeniden belirlenecektir. Bu süreçte ilişkilerin daha önceki senelerde yaşadığı krizleri yaşamaması için ikili diyaloğun daha sağlıklı bir hale getirilmesi ve ortaya çıkabilecek fikir ayrılıklarının krize dönüşmeden ve başka alanlara sıçramadan çözülebileceği mekanizmaların yaratılması önemli bir gereklilik.

2

İlk etapta Amerika’nın Irak’tan askerini çekmesi sonrası oluşabilecek güç boşluğunun nasıl doldurulacağı sorusu Türkiye’yi en fazla ilgilendiren unsur olarak görülüyor. Ancak bu mevzuda özellikle Irak’a komşu diğer devletlerle yaşanabilecek işbirlikleri ve gerginlikler hesaplanırken Amerika’nın Asya stratejisinde ipuçları verilen ve yeni dönemde uluslararası ilişkilerde öne çıkması muhtemel güç öğeleri konusunda da hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu güç öğeleri arasında Asya stratejisinin farklı yerlerinde ve farklı aktörlerce sıkça ifade edilenler arasında ekonomik güç, deniz gücü, teknolojik güç ve yumuşak güç geliyor.

Amerika’nın adını Asya yüzyılı koyduğu bu yeni dönemde güç tarifi ve strateji bakımından öne çıkacak unsurların ilki ekonomik güç ve ilişkiler. Clinton bir konuşmasında, Amerikan Dışişleri’nde kendini ispatlamak isteyen bürokratların hem Foreign Affairs hem de Bloomberg’i okuyabilecek siyasi ve ekonomik kapasite ve birikim sahibi olması gerektiğini söyleyerek bürokrasi için bu konudaki yeni standardı da ortaya koymuş oldu. Clinton’ın geçen sene Hazine Bakanı Geitner ile Çin ile ilişkilerde ekonomik ve stratejik öğeleri birleştirmeyi amaçlayarak başlattığı Ekonomik ve Stratejik Diyalog toplantıları ve yine geçen hafta Orta Asya gezisinde sıklıkla üzerinde durduğu Yeni İpek Yolu Projesi de bu çabanın bir parçasıydı. Türkiye’nin yeni dönemde uluslararası sistemde giderek yaygınlaşacak bu yeni dış politika anlayışına kendini daha iyi hazırlaması şart. Türkiye’nin özellikle Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerde uygulamaya çalıştığı ‘trading state’ anlayışını uzun vadede diğer bölgeler ile ilişkilerde de uygulaması bir zorunluluk. Adına ‘economic statecraft’ denilen bu yeni anlayış, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda siyasi ve ekonomik ilişkileri daha uyumlu ve entegre bir şekilde yürütmesini kaçınılmaz kılıyor. Bunun yanında ekonomik ve siyasi çarkları birlikte döndürebilmek konusunda Dışişleri bürokrasisine de önemli görevler düşüyor. Bu yeni realiteye bağlı olarak Dışişleri mensuplarının ekonomik mevzularda uzmanlıklarını artırması ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ve ticari ataşeliklerin Türkiye’nin kuracağı ilişkilerde daha etkin bir rol oynaması Türkiye’ye önemli avantajlar sağlayacaktır.

DENİZ SINIRLARI YENİDEN GÜNDEMDE

Clinton’ın Asya makalesinin ilk sayfasında dört farklı noktada ifade ettiği önemli bir mevzu da özellikle Pasifik’te seyrüsefer serbestisi hususuydu. Aynı günlerde Panetta da Asya’da yaptığı her konuşmada Amerika’nın Asya’daki denizlerde güvenli sefer yapılabilmesi konusundaki hassasiyetini sık sık ifade etti. Yukarıda bahsi geçen güvenlik teminatının büyük bir bölümü de denizlerdeki güvenliği ve Amerikan donanmasının oynayabileceği rolü merkez alıyordu. Obama yönetiminin geçtiğimiz hafta içinde Asya’dan sorumlu Savunma Bakan yardımcılığına Amerikan donanmasında istihbarat uzmanı olarak çalışmış Mark Lippert’i getirmesi de bu hassasiyetin bir parçası olarak görülebilir. Bu hassasiyetin kaynağı şüphesiz Çin ile başta Japonya, Filipinler ve Güney Kore olmak üzere bölge ülkeleri arasında yaşanan karasuları ve adalar tartışmaları. Mevzunun Amerikalı yetkililerce bu kadar ısrarla ifade edilmesi önümüzdeki dönemde Türkiye’nin İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi krizlerinden sonra daha sık tartışılmaya başlanan seyrüsefer serbestisi meselesinin uluslararası ilişkilerde de sıklıkla gündeme geleceğini gösteriyor. Dahası Amerika’nın Asya Pasifik’te güvenlik için donanmasının manevra kabiliyetini yükseltme çabası özel olarak o bölgede genel olarak da dünyada donanma alanında bir yarışın ortaya çıkabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Bu noktada üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak Türkiye’nin bu yeni duruma ne şekilde hazırlanacağı özel önem teşkil ediyor. Son olarak Amerika’nın Asya stratejisinde bir başka öne çıkan unsur yumuşak güç öğeleri, özellikle insan hakları ve demokratikleşme meseleleri. Amerika önümüzdeki dönemde insan hakları ile ilgili meseleleri daha yakından takip ederek Asya’da olası bir halk hareketi durumunda hazırlıklı olmaya çalışacaktır. Clinton geçen hafta içinde yaptığı Özbekistan ve Tacikistan ziyaretlerinde insan haklarına daha duyarlı bir duruşun sinyalini vermeye başlamıştı. Amerika bu dönemde neo-con bir çizgiyle rejim değişikliği üzerine kurulu bir dış politika izlemeyecek. Ancak gerektiğinde baskıcı rejimleri insan hakları meselelerinde söylemsel de olsa köşeye sıkıştırmaya çalışacak ve olası bir demokratikleşme hareketinde devlet ve sivil kurumlarıyla duruma müdahale edecek kapasiteyi de bünyesinde barındıracak. Buna göre Türkiye’nin uluslararası sistemde ortaya çıkabilecek bu tarz insan hakları odaklı tartışmalara da hazırlıklı olması ve güvenlik ve özgürlük dengesini icap ederse yeniden tanımlaması gerekiyor. Bunun için devlet organları dışında bu konuda yeterli çalışma yapabilecek ve uluslararası kamuoyu ve medyayı etkileyebilecek sivil kurum ve kuruluşların kapasitesini artırmak ve bunların özellikle Batı’daki muadillerinin kullandığı taktik, metot ve stratejiler konusunda kendini geliştirebilmesini sağlamak bir zorunluluk.

3

Her ne kadar Türkiye’de bazı kesimler dış politikadaki açılımlar konusunda oldukça sorgulayıcı ve hatta şüpheci olsa da uluslararası sistemdeki gelişmeleri takip edip yeni bir sistemin ayak sesleri duyulurken bunun için gerekli hazırlıkların yapılması kaçınılmaz bir gereklilik. Türkiye’nin şimdiden Asya’da taşların yerinden oynaması ile ortaya çıkabilecek yeni uluslararası sistemde önüne çıkacak fırsat, sorun ve meselelere hazırlanmaya başlaması ve yeni güç öğeleri, bölgesinin gerçekleri ve iç politikasının dinamiklerini de hesaba katarak mevcut stratejisinde revizyonların gerekebileceğini göz önünde bulundurması gerekiyor.

kaynak:  Zaman

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

Doğu Türkistan’da oruç tutan tutuklanıyor

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Abdulehed Er, yaşanan insanlık dramını gözler önüne ...

Uygurlar yeni baskılarla karşı karşıya

Doğu Türkistan’daki Uygurların yoğun olduğu Kuçar şehrine yeni atanan valinin bölge halkına yoğun baskı uyguladığı ...

“KALBİMİZİN DOĞUSU-DOĞU TÜRKİSTAN” PANELİ

Samsun İnsan Hakları ve İnsani Yardım Hareketi(İHH), Doğu Türkistan duyarlılığını artırmak iÇin Bafra ilçesinde “Kalbimizin ...

Türkiye’nin Doğu Türkistan Çıkmazı

Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti ilişkilerinin akıbeti ne olacak? Türkiye’nin Doğu Türkistan konusundaki tavrı Çin Halk Cumhuriyeti ...

ÖZGÜRLÜK İÇİN TÜRKİYE’YE GELDİLER

Özgürce yaşamak için uzun ve zor bir yolculuk sonrası Kayseri’ye ulaşan Uygur Türkleri Doğu Türkistan’daki ...

Doğu Türkistan’da yeni bir Boraltan faciası yaşanmasın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM Kürsüsü’nden okuduğu Boraltan Köprüsü ağıtının şairi Murat Darga işte böyle bir ortamda ...

BBP ve Alperen Ocaklarının Doğu Türkistan Basın Açıklaması

Kahramanmaraş BBP ve Alperen Ocaklarının Doğu Türkistan’da  Çin  tarafından yapılan zulümle ilgili olarak bir basın açıklaması ...

‘Zulümden kaçış’ 13 ay sürdü

Etnik ve dini baskı nedeniyle Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nden kaçtılar. Geride anne-babalarını, çocuklarını bırakanlar oldu. ...

Uygur Türkleri İçin “Yardım Ve Koordinasyon Merkezi” Çalışacak

Kayseri, Çin zulmünden kaçarak gelen Uygur Türkleri için elinden geleni yapıyor. Valilik de bu konuda ...