Anasayfa » Haberler » Rabiye Kadir nerede daha iyi ağırlanır?

Rabiye Kadir nerede daha iyi ağırlanır?

Dünya Uygur Türkleri Kurultayı Başkanı Rabia Kadir Washington’da mı, Paris’te mi yoka Ankara’da mı daha iyi “ağırlanıyor” ? Türkiye-Çin ilişkileri hesaba katıldığında Uygur Türkleri’nin dramı farklı bir boyut kazanıyor. 

Haftasonu Paris önemli bir toplantıya evsahipliği yaptı. Toplananlar sürgünde yaşayan altmışa yakın Suriyeli organizasyonun temsilcileri idi. Suriye’de başgösteren kargaşanın nasıl durdurulacağını tartıştılar. Tartışmakla da kalmadılar, daha somut bir adım atarak, İstanbul Konseyi’nden sonra Paris Konseyi’nin (Ulusal Suriye Devrimine Destek Konseyi) kurulmasına karar verdiler. İstanbul Konseyi’nin yanızca “müslüman kardeşleri ve birkaç bağımsız hareketi” temsil ettiğini iddia ediyorlar. “Asıl Suriye’nin” Paris Konseyi’nin canlandıracağını söylüyorlar. Paris Konseyi’nin başına tanıdık bir isim getirilecek : 2005’te Suriye’den Fransa’ya sığınan, eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam.

Paris ve İstanbul Konsey’leri, Suriye’nin geleceğine ilişkin beklentilerin karşılık bulmaması sebebiyle kuruldular. Her iki ülkenin, Şam yönetimiyle “köprüleri attıktan” sonra, Libya senaryosunda olduğu gibi, muhalefetin tek çatı altında toplanmasına yardımcı olmak için “iyi niyetle” kapılarını açtıklarını düşünmek yanıltıcı olur. Hiçbir hükümet kendi menfaatlerini hesaba katmaksızın böylesi bir desteği sağlama yoluna gitmez.

Bunu farklı iki örnekle örneklendire biliriz. Dünya Uygur Türkleri Kurultayı Başkanı Rabia Kadir Washington’da mı, Paris’te mi yoka Ankara’da mı daha iyi “ağırlanıyor” ? Türkiye-Çin ilişkileri hesaba katıldığında Uygur Türkleri’nin dramı farklı bir boyut kazanıyor. Türkiye-İsrail ilişkilerinde uygulanan sayısız ambargoya rağmen dokunulmayan ekonomik işbirliği , Türkiye ve İsrail’in karşılıklı menfaatleri sebebiyledir. Bir win-win durumu olduğu için 2,5 milyar dolar ticaret hacminine dokunulmuyor. Ancak Çin’le durum çok farklı. İtalat-ihracat dengesine bakıldığından bu çok daha iyi anlaşılıyor. Bu sebepten “adım adım politikası” tercih ediliyor.

Türkiye ve Fransa’nın, dünyanın her yerinde açık rakip oldukları herkesin malumu. Ortadoğu rekabet alanlarının dışında değil. Libya’da ,Bingazi’de, kurulan Geçici Konseyi ilk tanıyan Batılı ülke Fransa oldu. Türkiye Kaddafi rejimini istememesine rağmen müdahaleye karşı olduğunu söyleyerek beklemeyi tercih etti. Türkiye’nin Geçici Konseyi tanıması ancak müdahalle sonrasında gerçekleşti. Fransız-İngiliz ittifak, NATO komutasına geçince Türkiye “oyuna” girdi. Dünyanın gözü Libya’da iken Suriye’de eylemler devam ediyordu. Ağustos ayının sonunda Bingazi güçlerinin Trablus’a girmesiyle Kaddafi rejimin sonuna gelindiği anlaşıldı. Eylül ayından itibaren Suriyeli muhalifler İstanbul’da daha sık biraraya gelerek, 1 Ekim tarihinde Suriye Geçici Hükümetini kurduklarını ilan ettiler. Bu Türkiye açısından önemli bir gelişme idi. Türkiye’nin böylesi bir muhalif toplantıya izin vermesi Baas rejimiyle yolları ayırmaya karar verdiğini de gösteriyor. Yoksa –Rabia Kadir örneğinde olduğu gibi- böylesi bir toplantıya müsaade edilmezdi.

Türkiye açısında Suriye’nin “güvenlik sorununa” dönüşmemesi gerekiyor. Böylesi bir durumda birkaç senaryonun olduğu biliniyor. “Güvenlik sorununa dönüşmek” takdir edersiniz ki yoruma açık bir ifade. Bununla birlikte Türkiye Suriye halkının “kendi geleceğini belirleme hakkını” desteklediğini de ifade ederek, uluslararası hukuk literatürde yer bulan bu ifadeyi, her ne kadar iyi niyetle, ikinci anlamında kullanıyor olsa da, dönsün geriye kullanılabilecek bir ifade olduğu da unutulmamalı.

Fransa’nın Suriye muhalefetini desteklemesi yalnızca oluşacak yeni “pazar” beklentisiyle izah edilemez. Bu noktada Doğu Akdeniz’de İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve bu eksende yaşanan İran-Suriye ittifakını kırmayı da hedefliyor. Fransa’nın Suriye politikası Lübnan dahil edilmeden düşünülemez. Fransa hala Lübnan’da varlık gösteren siyasi parti ve örgütlenmelerle yakın temas içinde. Tarihi Suriye’den (Bilad el-Şam) koparılarak oluşturulan Lübnan’ın Suriye Baas rejiminin ilgi alanının dışında kaldığını ifade etmek zor. Hariri suikastından sonra Suriye askerlerini çektiyse de hala siyaseten etki sahibi. Yani Baas rejiminin devre dışı kalması Fransa’nın Lübnan üzerinde daha etkin olmasının önünü açacaktır (Lübnan’da da Türkiye-Fransa rekabeti yaşanıyor).

Paris’te kurulan “Ulusal Suriye Devrimine Destek Konseyi” Suriye’de gerçekleşecek rejim değişikliğinin ancak yapılacak seçimlerden sonra çıkacak sonuca göre belirlenebileceğini savunurken, İstanbul Konseyi’ni Paris Konseyi’ne katılmaya davet ediyor. Ordunun darbe yapabileceğini ve silahlı mücadelenin kaçınılmaz olduğunu da ifade ediyor. 2005’te Beşar Esad’la yollarını ayırmaya karar veren Abdülhalim Haddam , Suriye diktasını, El-Arabiye televizyonunda katıldığı bir programda eleştirerek ipleri koparmıştı. Sürgününü Fransa’da geçiriyor olsa da , tekrar yer üstüne çıkışı Fransa’nın Suriye’yle ilişkilerinin bozulmasında sonra oldu. Suudi Arabistan, Haddam’ı Suriye-İran yakınlaşmasına karşı desteklemişti. Cuma gününden beri , Abdülhalim Haddam, 2005’te Baas rejimiyle ipleri kopardığını ilan ettiği televizyon kanalında, bu sefer “siyasi hatıralarını” paylaşıyor. Bu hiç şüphe yok ki siyasi bir figür olma yolunda medyanın sağladığı önemli bir destek. Tabii bunun tutup tutmayacağını zaman gösterecektir.

Haddam’ın Paris Konseyi’nin başına getirilmesi Batılıların Suriye’de gerçekleşecek olası bir rejim değişikliğinde risk kartını oynamak yerine belirsizlik kartını oynamayı tercih ettiklerini gösteriyor. Arap Birliği geçen hafta Çarşamba günü Şam Yönetimine sunduğu yol haritasının uygulanmadığı gerekçesiyle 12 Kasım günü tekrar toplanacak. Bir yanda oluşum hareketliliği yaşanırken diğer yanda eylemlerin sürdüğü haberleri geliyor. Irak örneğinden farklı olarak, Paris Konseyi, bu defa Esed ailesi ve yakınlarının iktidardan uzaklaştırılmalarıyla geçişi sağlamayı hedeflerken, Baas Partisi’nin dağıtılması yerine içerden reforme edilmesi gerektiğini düşünüyor. Bunun kabul görmemesi durumunda Libya örneğinde olduğu gibi, Suriyelilerin silahlandırılıp, sağlanacak askeri desteklerle de rejimin yıkılması için yola düşeceklerini belirtiyorlar (Bu noktada İstanbul Konseyi’nden farklı düşünmüyorlar). Ancak bundan önce Paris ve İstanbul Konseyleri arasında doğacak rekabetten kimlerin (konsey+ülke) galip çıkacağı veya geri adım atacağını bekleyip görmek gerekecek.

Kaynak: dunyabulteni.net

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

Doğu Türkistan’da oruç tutan tutuklanıyor

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Abdulehed Er, yaşanan insanlık dramını gözler önüne ...

Uygurlar yeni baskılarla karşı karşıya

Doğu Türkistan’daki Uygurların yoğun olduğu Kuçar şehrine yeni atanan valinin bölge halkına yoğun baskı uyguladığı ...

“KALBİMİZİN DOĞUSU-DOĞU TÜRKİSTAN” PANELİ

Samsun İnsan Hakları ve İnsani Yardım Hareketi(İHH), Doğu Türkistan duyarlılığını artırmak iÇin Bafra ilçesinde “Kalbimizin ...

Türkiye’nin Doğu Türkistan Çıkmazı

Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti ilişkilerinin akıbeti ne olacak? Türkiye’nin Doğu Türkistan konusundaki tavrı Çin Halk Cumhuriyeti ...

ÖZGÜRLÜK İÇİN TÜRKİYE’YE GELDİLER

Özgürce yaşamak için uzun ve zor bir yolculuk sonrası Kayseri’ye ulaşan Uygur Türkleri Doğu Türkistan’daki ...

Doğu Türkistan’da yeni bir Boraltan faciası yaşanmasın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM Kürsüsü’nden okuduğu Boraltan Köprüsü ağıtının şairi Murat Darga işte böyle bir ortamda ...

BBP ve Alperen Ocaklarının Doğu Türkistan Basın Açıklaması

Kahramanmaraş BBP ve Alperen Ocaklarının Doğu Türkistan’da  Çin  tarafından yapılan zulümle ilgili olarak bir basın açıklaması ...

‘Zulümden kaçış’ 13 ay sürdü

Etnik ve dini baskı nedeniyle Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nden kaçtılar. Geride anne-babalarını, çocuklarını bırakanlar oldu. ...

Uygur Türkleri İçin “Yardım Ve Koordinasyon Merkezi” Çalışacak

Kayseri, Çin zulmünden kaçarak gelen Uygur Türkleri için elinden geleni yapıyor. Valilik de bu konuda ...