Anasayfa » Haberler » İDSB’nin konsey toplantılarında Doğu Türkistan meselesi konuşuldu

İDSB’nin konsey toplantılarında Doğu Türkistan meselesi konuşuldu

İDSB’nin düzenli olarak yaptığı konsey toplantılarında bu ay Doğu Türkistan meselesi konuşuldu. Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma derneği genel başkanı Hidayetullah Oguzhan toplantıda Doğu Turkistan konusunda konuşma yaptı. işte konuşmamın tam metni:

Doğu Türkistan, 1.824. Km Yüz ölçümüne sahip, 35 Milyondan fazla Müslüman Türkün yaşadığı bir Türk yurdudur. Doğu’da Çin ve Moğolistan, kuzeyde Batı Türkistan, batıda Batı Türkistan ile Afganistan, güneyde Keşmir ve Tibet ile çevrilmektedir. Doğu Türkistan’ın büyük bölümü Karakurum, Tanrı Dağları, Tarbagatay ve Altay sıradağları ve Teklamakan Çölü ile kaplıdır.

İpek yolu üzerinde yer alan bu toprak tarih boyunca insaniyet medeniyetine büyük katkılar sunmuştur. 10. asırda medeniyetin beşiği haline gelen bu topraklardan Kaşgarlı Mahmut ve Yusuf Has Hacib gibi büyük âlimler ilim sahasında şaheserler bırakarak Hak’ka yürümüşlerdir.

Doğu Türkistan’da ilk Çin işgali 1750 yılında başlamış ve 1862 tarihine kadar sürmüştür. Bu süre içinde Doğu Türkistan’da 42 isyan hareketi olmuştur. 1863 yılında Mehmed Yakup Beg, Kaşgar merkez olmak üzere, Kaşgariye devletini kurmayı başarmıştır. Bu devlet Osmanlı imparatoru Sultan Abdülaziz’den yardım istemiş ve istedikleri yardımı almaya muvaffak olmuştur. Sultan Abdülaziz Han namına Doğu Türkistan’ın bütün cami ve mescitlerinde hutbeler okuttu ve sikkeler bastırdı. Mehmed Yakup Beg, en büyük desteği ise II. Sultan Abdulhamidhan tarafından görmüştür.  Bu desteğe rağmen kurulan devlet uzun ömürlü olamamıştır. Ruslar Batı Türkistan‘ı, Çinliler’de Doğu Türkistan’ı aralarında paylaşmışlardı.

Yakup Beg’in 1877 yılı Mayıs ayında Çin tarafından suikast ile şehit edildikten sonra Çinliler tekrar Doğu Türkistan’a saldırmıştır. 18 Mayıs 1878 yılında Doğu Türkistan’ın tamamını işgal etmiştir. 18 Kasım 1884 yılında Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Şin-cang (Xinjiāng “Yeni Topraklar”) adıyla adlandırılmıştır.

Doğu Türkistanda Çin işgalına karşı buyuk ayaklanmalar olmuş ve 12 Kasım 1933 tarihinde Bağımsız Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurulmuş. 6 Şubat, 1934 yılında Rus ve Çin işbirliği yaparak büyük askeri destek vererek Çinli Müslüman Komutan Macungying’i kullanarak yeni kurulan Cumhuriyeti yıkmıştır.

12 Kasım, 1944 yılında tekrar oluşan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti beş yıl sonra 20 Ekim, 1949 yılında tekrar yıkılmış ve Aralık 1949‘da Çin kızıl Ordusu bölgeye girerek konuşlandırılmış ve Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhuriyeti tarafından tamamen işgal edilmiştir.

Müslüman ve Uygur Türk kökenli toplulukların yoğun olarak yaşadığı bölgede dikkat çeken hak ihlalleri, 1884 yılındaki işgalden sonra bölgenin isminin Çince anlamı “yeni kazanılmış topraklar” anlama gelen Sincan (Xinjiang) olarak değiştirilmesi ve “Doğu Türkistan” ismini kullanmasının resmî olarak yasaklanması ile başlar. Uzun tarihi süreç boyunca bölgede büyük katliamlar gerçekleşmiş ve binlerce insan bu katliamlarda öldürülmüştür.

Çin ilk olarak 1953 senesinde milletin önde gelen 500 bin’i aşkın din adamları ,bilgin, düşünür ve aydınlarımızı katletmiştir. 1970 senesinde “Kültür devrimi” adı altında Müslüman Türk halkının milli değer ve örf-adetlerini hurafe ilan ederek, tarihi kitapları yakmış, camii ve medreseleri sinema ve ya ahıra çevirmiş ve birçoğunu da yıkmışlardır. Buna karşı çıkan 10 bini aşkın insanı “Fan Türkçü ve Fan İslamcı” diyerek idam etmişlerdir.

Günümüzde dahi Kızıl Çin bu bölgede her gün yeni katliamlar düzenlemektedir. Buna karşı çıkan halkı ise idama tabi tutmaktadır. Af Örgütü (Amnesty İnternational) 15 Nisan 2008 raporunda, dünyada geçen yıl en çok kişinin idam edildiği ülkenin Çin olduğunu, Çin’in 2007 yılında en az 470 kişi idam ettiğini bu husustaki gerçek rakamın ise, 6000 dan daha çok olduğunu belirtilmiştir. Çin’de gerçekleşen bu idam olayının yüzde sekseni Doğu Türkistan’da yapılmıştır.

 Kızıl Çin aynı şekilde 1966 senesinden beri günümüze kadar sürekli olarak Doğu Türkistan topraklarında gizli bir şekilde Nükleer ve diğer kimyasal silahların denemelerini yaparak halkın sağlığını ciddi tehlikeye uğratmaktadır. Bunun sonucu her yeni doğan 100 çocuğun 10’u sakat doğmaktadır.

Doğu Türkistan, Asya’da insan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerler­den biridir. Çin Hükümetinin Uygur asıllı Müslümanlara yönelik baskı politikala­rı her geçen gün artmakta ve dünya bu duruma seyirci kalmaktadır.

Doğu Türkistan’da başta yaşam hakkına yönelik ihlaller olmak üzere, mahkûmlar üzerinden organ ticareti, gösteri ve toplanma hakkına dair ihlaller, basın ve ifade özgürlüğü alanındaki sınırlamalar, zorunlu iş göçü, Hashar uygula­ması, sosyal ve kültürel alanda yaşanan baskılar, işkence, kürtaj ve kısırlaştırma politikala­rı, inanç özgürlügüne ilişkin ihlalleri, Eğtim ve Öğretim Hak ihlalleri başlıca insan hakları problemleri olarak çözülmeyi beklemektedir.

Uluslararası mekanizmalar sorunu görmezden gelmeye devam etmektedir.

5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’da gerçekleşen protestolar Çin Güvenlik güç­lerinin vahşice müdahalesi tüm dünyada tepkiyle karşılanmış ve uluslararası kamuoyunun dikkatini bir kere daha bölgeye çevirmiştir. Temmuz ayında olayların yaşandığı günlerde binlerce Uygur Müslüman şehit edildi ve haksız ola­rak gözaltına alınan on binlerce kişiden iki yıl geçmesine rağmen bir daha haber alınamamıştır. Bunlara savunma hakkı tanınmamıştır.

Geçen bir yıllık süreye rağmen uluslararası toplum Çin’in gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerine karşı yeterli tepkiyi göstermemiş ve buradan cesaretle Çin yönetimi Uygurların birçok temel hakkını ihlal etmeyi sürdürmektedir.

Bugün yaşanmakta olan ihlallerin kaynağı ilk olarak Çin’in idari ve adli sisteminde aranmalıdır. Nitekim Çin’in yargı sistemine baktığımız zaman temel sorunun yargıdaki ve hukuk anlayışındaki felsefede yattığını rahatlıkla görebiliriz. Buna göre Çin’de mevcut yasal sistemde kolektif çıkarlar adı altında tüm bireylere karışma hakkı vardır. Nitekim kolektif hakların bireyin üzerinde hakim olan ve organik bir bütün kabul edilen topluma ait görülmesi, yani insanın devlet için var olması fikri ve hakların mutlak bir iradeden öte devletten kaynaklanıyor olması fikri Çin’de hakim bir anlayıştır.

Çin yönetiminin, Doğu Türkistan’daki Uygurların varlığını sindirebilmek için başvurduğu yöntemlerden biri de toplu tutuklamalar ve gözaltında yapılan işkencelerdir. Tutuklanan Müslüman Uygurların büyük kısmı çalışma kamplarında ağır hapis cezalarına çarptırılmaktadır. Ancak tutuklananlardan daha sonra çoğunlukla sağlıklı haber alınamadığı gibi, tutukluların, gözaltına alınanların izini sürenler “işbirlikçi” etiketiyle adeta suçlu muamelesine tabi tutulmakta ve çeşitli tehditlere ve baskılara maruz kalmaktadır. Toplu tutuklama ve gözaltında işkencelere maruz kalma, aniden ortadan kaybolma, tutuklulardan çok uzun süreler haber alınamama gibi vakalar Doğu Türkistan’da başana gelen sıradan olaylardır. Her ne kadar işkence Çin hukuk sisteminde resmen yasak olsa da bu uygulanmamaktadır. İşkence ve haksız davranışlar devlet politikasının bir baskı aracı haline gelmiştir. Çin hapishaneleri ve çalışma kampları işkencenin yoğun olarak kullanıldığı yerlerdir. Çeşitli uluslararası örgütler de Çin’deki sistemli işkence-ye dikkat çekmekte ve yayınladıkları raporlarla Çin hükümetini uyarmaktadırlar.

İşkence vakalarını tespit etmek mevcut şartlardan dolayı her ne kadar çok zor olsa da elde olan deliller uygulanmakta olan işkencelerin çok sayıda olduğunu göstermektedir. İnsan hakları örgütlerine bu konuda çok sayıda bilgiler ulaşmaktadır. Hatta işkence ve kötü muameleden dolayı birçok insanın öldüğü de bilinmektedir.

Çin rejiminin sorunlu uygulamalarından biri de zorunlu göç politikasıdır. Çin hükümeti Doğu Türkistan’ın demografik yapısını değiştirme politikası çerçevesinde Uygurları Çin’in diğer bölgelerine zorla göçe tabi tutmaktadır. Özellikle evlilik ve çalışma çağındaki Uygurlara yönelik bu zorunlu göçlerle insanlar Çin’in batısı ve güneyindeki çalışma bölgelerine gönderilmektedirler. Çin hükümeti aynı şekilde Doğu Türkistanlı genç kızları da Çin’e göçe zorlamakta ve bu kızların çoğundan aileleri bir daha haber alamamaktadır.

Çin hükümeti kendi isteğiyle kıyı şeridindeki eyaletlerde yaşamak isteyen Uygurlara izin vermemekte ama Müslüman Uygur kızlarını fabrika adı altında kurdukları çalışma kamplarında zoraki çalıştırmaktadır. Bunların seyahat ve benzeri tüm özgürlükleri kısıtlanmıştır. Bunların aileleri ile görüşmesi kesinlikle yasaktır. Bu kamplardan kaçmayı başaran Uygur kızlarının anlattıkları insanın kanını donduracak korkunçluktadır. Bu kamplardan kaçanların aileleri hapse atılmakta ya da ödeyemeyeceği kadar büyük para cezalarına çarpılmaktadır.

Zorunlu göçe tabi tutulan Uygurlardan boşalan topraklara Çinliler yerleştirilmektedir. En verimli topraklar bu göçmen Çinlilere tahsis edilip onların refah için de yaşaması sağlanmaktadır. Doğu Türkistan’da su kaynakları kısıtlı olduğu için Çin hükümeti bu kaynaklardan öncelikle Çinli göçmenlerin yararlanmasını sağlamakta ve bu nedene bağlı olarak yerli halkların geçimi zorlaşmaktadır.

Çin hükümeti bölgede göçmenleri bu topraklarda tutabilmek için büyük yatırımlar yapmakta ve yatırımların neredeyse hepsinden Çinli göçmenler faydalanmaktadır. Bu yatırımları yapma sebebi Çin’in kıyı şeridinde refah seviyesi yüksektir. Eğer bu göçmenleri refah içinde yaşatmazsa burada tutamayacağı açıktır. Çin 1949 da Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinde Türkistanlıların nüfusu 5 milyonu aşarken Çinli yerleşimcilerin nüfusu 300,000 civarındaydı ve şuan Çinin sinsi yerleşimci politikası neticesinde Doğu Türkistan nüfusunun % 55ni aşmaktadır. Çin Komünist partisinin gizli iç genelgesinde bölgenin demografisini tamamen değiştirmeyi açalı olarak önümüzdeki 10 sene içerisinde Doğu Türkistan bölgesine 200,000.000 milyon Çinli göçmen yerleştirilmesi planlanmıştır.

Çinin bu politikası diasporadaki Uygurlarla beraber doğu Türkistan halkı içerisinde de derin endişe ve izdirap yaratmıştır dolaysıyla halk bu rezil maksada karşı çeşitli direniş faaliyetlerine başvurmaktadır bunun en bariz örneği geçen temmuz ayında Kaşgar ve Hotan’da vuku bulan şiddet olaylarıdır.

Çin Din ve vicdan özgürlüğü meselesinde de en çirkin uygulama ve kısıtlamaları bölgemizde gerçekleştirmektedirler, Dünyada başka hiçbir yerde olmayıp sadece Doğu Türkistan’da rastladığımız bir başka insan hakları ihlali ise camilere giriş çıkışların sınırlandırılmasıdır. Camilerin kapılarına asılan listelerde camiye girmesi, camide ibadet etmesi yasak olan kişiler belirtilmektedir. 18 yaşın altındakiler, memurlar, işçiler, emekliler, belediye görevlileri, parti mensupları ve kadınlar yasaklı listesinde bulunmaktadır. Oysa aynı bölgede Budistlere ait tapınaklar da mevcut olmasına rağmen o tapınakların kapısında içeri girmesi yasaklı olanların listesi asılı değildir. Bu da göstermektedir ki Çin hükümeti, Müslümanlara yönelik hem dinî hem de etnik ayrımcılık yapmakta ve bunu gizleme ihtiyacı dahi görmemektedir.

Şu an doğu Türkistan’da Çin hükümetinin açtığı tek okul dışında dini eğitim vermek kesinlikle yasaktır. Çin hükümeti camilerin açık olduğunu savunmaktadır. Bu gidişle bu camilerde namaz kıldıracak ya da dini eğitim verecek insan kalmayacaktır.

Bölgedeki Uygur nüfusu olumsuz etkileyen ve insanların temel haklarını kısıtlayan sert ve acımasız, insanlık suçu sayılacak uygulamalardan bir diğeri de zorunlu kürtaj uygulamasıdır. Çinliler için bir, azınlıklar için iki olan çocuk sınırlamasında söz konusu sınırın üstünde hamilelik devlet tarafından tespit edilmiş ise mecburi kürtaj yaptırılmaktadır. Zorunlu kürtaj uygulaması, hamilelik aşamasında cinsiyeti tespit edilen bebeklerin kız ise aileler tarafından düşük yaptırılarak öldürülmelerine sebep olmakta, bu da kadın-erkek nüfus dengesinde ciddi bir bozulmaya yol açmaktadır. Yasayla izin verilenden daha fazla çocuk sahibi olan Uygurlar çocuklarının bir kısmını kayıt ettirememekte ve böylece birkaç milyon kayıtsız (kara nüfus)olarak bilinen Türkistanlı çocuk “madden var ama hukuken yok” insanlar olarak, kimlik, eğitim, sağlık, iş, seyahat gibi temel haklarını kullanmaktan uzak bir hayata mahkûm edilmektedirler.

Yukarıda zikrettiğimiz ihlallere ek olarak; siyasi mahkûmlar mahkûmlar üzerinden organ ticareti, gösteri ve toplanma hakkına dair ihlaller, basın ve ifade özgürlüğü alanındaki sınırlamalar, sosyal ve kültürel alanda yaşanan baskılar Doğu Türkistan’da yaşanan başlıca insan hakları sorunları olarak çözüm beklemektedir.

Çin hükümeti, sözde Uygur özerk bölge yasalarına aykırı olarak 2000 senesinden beri başta Üniversiteler olmak üzere ilkokuldan itibaren yavaş yavaş Uygur yazısını ortadan kaldırarak Uygur Türklerine Çin’ce eğitimi zorunlu kılmaktadır. 1949 yılından beri birkaç kez  alfabemizi Kiril sonra Latin sonra Arapça Uygur alfabesi ve son olarak tamamen Uygurcayı ortadan kaldırarak anaokulundan itibaren Çince zorunlu olarak öğretilir olmuştur. Hâlbuki binlerce senelik şekilden ibaret Çin yazısında hiçbir değişikliğe gidilmemiştir.

Komünist Kızıl Çin, 11 Eylül olaylarından sonra halk tarafından sevilen ve göze görünen, bilgin ve zengin kişileri “Müslüman ayrılıkçı gruplar”ı desteklemekle suçlayarak, onları sinsi bir şekilde ortadan kaldırmaktadır.

Çin halk Cumhuriyeti, Dünyadaki İslam alemini hedefe almış bazı olayları ve gelişmeleri kaçınılmaz fırsat bilerek bütün siyasi, iktisadi ve istihbarat güçlerini kullanarak Doğu Türkistan’ın içindeki ve dışındaki bütün teşkilatları asılsız töhmet ve iftiralarla ve sahte delillerle karalama kampanyası başlatmış ve Sözde Teröre karşı Savaş hareketinin bir parçası olarak lens etmeye çalışmaktadır.

Çin Hükümeti nezdinde bütün Doğu Türkistanlılar “Terörist”tir. zaman zaman Çin Halk Cumhuriyeti Güvenlik Bakanlığı basın açıklamaları düzenleyerek dünya kamuoyuna sözde Terörist Teşkilatların ve Terörist kişilerin listesi ilan ediyor. Gerçi dünya kamuoyu Çin’in bu gerçek dışı ithamlarına karşı temkinli ve sağduyulu bir tavır sergilese de Çin, kendisinin oluşturduğu bölgesel siyasi ve stratejik müttefiklerinin (en önde Pakistan ve Şanghay İşbirliği Örgütüne üye devletler olmak üzere) desteği ve aracılığıyla belirli bir mesafe kat etmiş durumdadır.

Sonuç

Biz Doğu Türkistanlılar ve teşkilatları olarak, Çin’in karaladığı gibi Terör, aşırıcılık ve şiddetten yana değiliz. Ne de biz, dünya barışına ve yaşadığımız ülkelere yönelik tehlike oluşturmaktayız. Bu tamamen Çin’in uydurma ve yalan iftiralarıdır.

Bizim sadece bir tek hedefimiz vardır. O da Çin’in, Doğu Türkistan’da yapmakta olduğu zulüm, asimilasyon politikalarını dünya kamuoyuna ifşa etmek ve bütün dünyanın bu meseleyi acil, çözülmesi gereken meseleler arasında kabul edip, gündeme almalarını ve Çin’i bize uyguladığı insanlık dışı yaptırımlarından vazgeçirebilmek içindir. Amacımız Doğu Türkistan meselesinin açık bir şekilde Uygur musulmanlarının iradesine uygun olarak masaya yatırılıp barışçıl yollarla çözülmesidir. Bu meseleyi göz ardı etmek, Çin ile işbirliği yaparak rafa kaldırmak ve gerçekte böyle bir meselenin ortada olmadığını iddia etmek, meseleye ciddiyetle bakmamak çözüm değildir. Doğu Türkistan meselesi eskiden alışılageldiği gibi devam ederse sonuç itibari ile bütün komşu ülkeler ve islam alemi olmak üzere herkesi etkileyecektir ve üzecektir. Eğer bu  ilgisizlik devam ederse bölgenin istikrarı ve barışının sağlanması hususundaki çabalar bir tarafta kalcak ve dünyanın önüne bir başka sorun ve baş ağrısı çıkacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle keyfiyeti bilgilerinize, gereğini tarihî mesuliyet içerisinde takdir ve tensiplerinize arz ederiz.

                                                                                  Saygılarımızla

                                                 Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği

 www.doguturkistan.org

          Tel:0090 212 5232877 Fax:0090 212 5232876

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

Doğu Türkistan’da oruç tutan tutuklanıyor

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Abdulehed Er, yaşanan insanlık dramını gözler önüne ...

Uygurlar yeni baskılarla karşı karşıya

Doğu Türkistan’daki Uygurların yoğun olduğu Kuçar şehrine yeni atanan valinin bölge halkına yoğun baskı uyguladığı ...

“KALBİMİZİN DOĞUSU-DOĞU TÜRKİSTAN” PANELİ

Samsun İnsan Hakları ve İnsani Yardım Hareketi(İHH), Doğu Türkistan duyarlılığını artırmak iÇin Bafra ilçesinde “Kalbimizin ...

Türkiye’nin Doğu Türkistan Çıkmazı

Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti ilişkilerinin akıbeti ne olacak? Türkiye’nin Doğu Türkistan konusundaki tavrı Çin Halk Cumhuriyeti ...

ÖZGÜRLÜK İÇİN TÜRKİYE’YE GELDİLER

Özgürce yaşamak için uzun ve zor bir yolculuk sonrası Kayseri’ye ulaşan Uygur Türkleri Doğu Türkistan’daki ...

Doğu Türkistan’da yeni bir Boraltan faciası yaşanmasın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM Kürsüsü’nden okuduğu Boraltan Köprüsü ağıtının şairi Murat Darga işte böyle bir ortamda ...

BBP ve Alperen Ocaklarının Doğu Türkistan Basın Açıklaması

Kahramanmaraş BBP ve Alperen Ocaklarının Doğu Türkistan’da  Çin  tarafından yapılan zulümle ilgili olarak bir basın açıklaması ...

‘Zulümden kaçış’ 13 ay sürdü

Etnik ve dini baskı nedeniyle Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nden kaçtılar. Geride anne-babalarını, çocuklarını bırakanlar oldu. ...

Uygur Türkleri İçin “Yardım Ve Koordinasyon Merkezi” Çalışacak

Kayseri, Çin zulmünden kaçarak gelen Uygur Türkleri için elinden geleni yapıyor. Valilik de bu konuda ...