Anasayfa » Makale ve Analizler » TÜRK DÜNYASI GENÇLİĞİNİN BİRLİKTELİĞİNE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

TÜRK DÜNYASI GENÇLİĞİNİN BİRLİKTELİĞİNE YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Cebrail NERGİZ (*)

Kırgızistan- Türkiye Manas Üniversitesi Sosyal Blimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı

Şanlı bir tarihe sahip, büyük ve köklü bir medeniyetin temsilcisi olan Müslüman Türk Milleti, özellikle İslamiyet’in kabulünün ardından daha güçlü bağlarla birbirine bağlanmıştır. Sultan Alpaslan’ın Malazgirt’teki zaferinden sonra, Anadolu’da Müslüman Türk halkının egemenliği başlamış ve manevi yönden yapılan fetihle de bu egemenlik sağlamlaştırılmıştır. Anadolu’nun kapılarını Müslümanlara açan Sultan Alpaslan’dan itibaren Türk yöneticilerin ve yanlarındaki kadroların en temel özellikleri, Kur’an ahlakına sadakatleri olmuştur. Aylarca at sırtında ordularının başında savaşan komutanlar aylar boyu sefer üstüne sefer düzenleyen şanlı Türk Ordusu, Orta Asya’daki yurtlarını bırakarak Anadolu’ya koşan manevi önderler bu bağlılığın en büyük temsilcileri olmuşlardır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra kurulan Türk devletlerinin (özellikle Osmanlı

İmparatorluğu’nun), İslam’dan önce kurulan Türk devletlerine göre daha istikrarlı ve uzun ömürlü olmasının nedeni, kaynağını İslam dininde bulan ortak kimliktir. Bu kimliğin toplumda oluşturduğu birlik ve beraberlik bağı o derece kuvvetlidir ki, milletin siyasi çalkantıları atlatmasını, dışarıdan gelebilecek bir saldırı ya da tacize karşı dayanaklı olmasını, ayakta kalmasını sağlar. Diğer taraftan dini ve milli bağları zayıf, hatta dinsiz toplumlar tarih sahnesinde çok kısa süreler boyunca yer alabilmişler ve zaman içinde asimile olup gitmişlerdir. Bu sosyolojik gerçek, tarih boyunca hep tekerrür etmiş ve dini bağları güçlü devletler varlıklarını sürdürebilirken diğerleri kaos, kargaşa ve anarşi içinde yok olmuşlardır. Bunun içindir ki bir ülkenin çevresinde söz sahibi bir dünya gücü haline gelebilmesi için, siyasi ve ekonomik gelişmesinin yanısıra, milli kültürünü de sağlam temellere oturtması gerekir. Bizim de, Türk Milleti olarak milli kültürümüzün özü, milletçe mukaddes saydığımız manevi değerler, yani inançlar şüphesiz ki, bu değerler birlik ve beraberliğimizin muhafazası için vazgeçilmez birer ihtiyaçtır. Bir milletin fertlerini bir arada tutan en güçlü bağ olan ortak manevi değerler; aile, milli ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını sağlayan en önemli unsurlardır. Din ahlakının varolmadığı veya dini değerlerin ortadan kalktığı bir toplumda, -komünist toplumlar gibi- bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliliğini yitirir ve kısa süre içinde ortadan kalkar. İnsanı insan yapan ahlaki değerler geçerliliğini yitirdiği ve yok olduğu takdirde, toplumun her kesimi ve her ferdi bundan nasibini alır. Her birey sadece kendisini umursayan ve diğer hiç kimseyi önemsemeyen birer ayrı “parça” haline gelir. Devlete bağlılık, vatan sevgisi gibi üstün vasıflar, insanların manevi yönlerinin kuvvetlenmesiyle, yaşadıkları güzel ahlakın gelişmesiyle daha da güçlenen özelliklerdir. Vicdani duyguları gelişmemiş bir insanın milletini, bayrağını sevmesi, devletine hizmet şuuru içinde çalışması, karşılık beklemeden gece gündüz vatanı için nöbet beklemesi elbette düşünülemez. Böyle bireylerin yetişmediği, yetişmiş bireylerin de bu üstün vasıflarını kaybettiği bir toplum, şüphesiz ki hem sosyolojik açıdan hem de siyasi açıdan varlığını sürdüremeyecektir. Milletleri ve toplumları, sahip oldukları milli ve manevi/ahlaki değerlerin ayakta tuttuğuna çoğu kez tarih tanıklık etmiştir. Milli ve manevi değerleri zayıflayan millet ve toplumların ise çöküş yaşadığı bizzat bilinmektedir. Bizans ve Roma´nın çöküşü buna örnek teşkil edebilir. Ama daha da eskiye dayanan toplumsal çöküş“ün en çarpıcı örnekleri ise Sodom (Şezum) ve Gomore (Omore)´dir. Tarih sahnesinde en uzun kalan milletlerden biri, şüphesiz milli ve manevi değerleri toplumsal dokusunda çok iyi barındırabilen Osmanlı İmparatorluğu´dur. (1299-1923) Öyleki bireyleri, milli ve manevi/ahlaki değerlerine bağlı yetişen toplumların, gelişmelere de ayak uydurdukları takdirde, başarılı olmamaları için hiçbir sebep yoktur. Medeniyetlerin oluşumunda, maddi unsurlar kadar milli ve manevi değerlerin önemini de belirtmeden geçemeyiz. Maddi unsurlara dayalı medeniyetler, manevi değerleri ihmal ettiklerinde uzun ömürlü olamazlar. Çünkü medeniyetlerin bir amacı da kendisini ayakta tutan birey ve toplumun mutluluğunu sağlamaktır. İnsanın doğasında ise maddi ve manevi unsurlar vardır. Haliyle o zaman her iki eğilimi de tatmin edebilecek bir medeniyet anlayışına ihtiyaç duyulacaktır. Burada şu hususu vurgulamakta fayda görmekteyiz; elbette maddi kalkınma önemlidir; ancak maddi gelişim projeleri, milli ve manevi değerler feda edilerek değil, aksine birbiriyle uzlaştırılarak gerçekleştirilmelidir. Manevi değerlerin, ahlakın yaşanmadığı toplumlarda ahlaki ve ailevi değerler zamanla geçerliliğini yitirir. İyilik ve kötülük kavramları kişisel menfaat ve beklentilere göre şekillenmeye başlar. Bu nedenle de zaman içinde rüşvet, hırsızlık ve devlete itaatsizlik gibi ahlak dışı davranışlar yayılarak devletin ve milletin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden birer unsur haline gelir. Bizi birarada tutan, devleti güçlü kılan en önemli unsurlardan biri de manevi değerlerimiz ve din ahlakıdır. Geçmişimiz ve kültürümüz ne kadar eskiye dayanırsa dayansın manevi ve dini değerlerin zayıflaması, bir toplumda dejenerasyonun baş göstermesini, anarşinin ortaya çıkmasını, ardından da bölünmeyi ve yok olmayı kaçınılmaz hale getirir. Tarih; güçlenmiş, yükselmiş, zenginleşip büyümüş fakat manevi değerlerine olan bağlılığını kaybetmesinden dolayı varlığını yitirmiş toplumların örnekleriyle doludur. Türk Milleti’nin sayısız tehdit ve zorluk karşısında asırlarca ayakta kalması, hiçbir zaman boyunduruk altına girmeden varlığını sürdürmesi, her biri diğerinden güçlü 16 büyük devlet kurarak milyonlara hükmetmesi, insanımızın manevi değerler konusundaki duyarlılığının ve titizliğinin bir sonucudur. Türk insanının bu husustaki kararlılığı, milletimizi tarih sahnesinde yüzyıllardır lider ve öncü konumda tutmuştur. Bu duygu ve düşüncelerle Türk dünyasının geleceği, umudu olan gençliği bir arada tutacak olan, birbirimize sımsıkıya bağlı kılacak olan ve birbirimizden ayırmayacak en önemli unsurların başında vatan, millet, bayrak, ulusal marş, dil, örf adet, gelenek ve görenekler gelmektedir. Gaspıralı‘nın dediği gibi: dilde, fikirde ve işte birlik anlayışı… Hüseyin Nihal Adsız şöyle diyor bir cümlesinde… Türk dünyası mezhep bölünmüşlüğünü halletmeli, çağı anlayan ve çağa uygun bir İslami felsefe oluşturmalıdır. Milli duyguları gençliğin benliğinden söküp alan koyu mezhepci cemaat kültürü ve kokuşmuş çağ dışı din yorumlarının yerine koyulacak Türk İslam ahlakı felsefesinin iskeletinin oluştuğu gün tarihte ilk kez büyük Türk birliği yoluna girilecektir. Bizler yüce bir millietin, büyük ecdadın, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir milletin torunlarıyız. Türk dünyasının gençleri olarak bu onurlu ve gurur verici tarihe sahip ecdadımıza yakışır bir şekilde ve layık olmaya çalışır durumda olmak için var gücümüzle çalışacağız ve tek bir yürek halinde kalbimiz bir atacak. Eminim ki biz bunu başarabilecek bir toplumuz. Birlikten güç doğar birlik olmanın yolu da birlikte hareket etmekten ve ortak fikir ve düşüncelerle mümkündür. Türk dünyası gençlerini bir çatı altında toplanmasını, ortak karar ve fikirler içerisinde olmasını sağlamak gerekir. Bunu yaparken Türk dünyası kavramına ve Türk Dünyası ile ilgili kişi, kurum ve kuruluşlara siyasi bir gözle bakılmayarak, varolan önyargıların ortadan kaldırılması gerekir. Bunun için başta devlet kurumları olmak üzere, ilgili tüm resmi kurum ve kuruluşları, tarafsız ve doğru bilgilendirmeyi sağlayacak ortak kampanyalar düzenlenmelidir. Türk dünayası gençliğinin birlikteliğine katkı sağlayacağını düşünerek; – Türk dünyası gençliğini yabancı kültürlerin etkisinden kurtarıp, yerine kendi öz kültürünü benimsemesi için gerekli çalışmaların yapılması ve Türk Dünyası ile ilgili devlet destekli gençlik politikalarının oluşturulmasını – İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi: ‘Dilde, Fikirde, İşte Birlik’ ülküsünün tüm Türk Dünyasına yaymak ve bunun şiddetli savunucusu olmamız gerekir.. – Öğrenci Projesi kapsamında Türkiye ve diğer Türk Cumhuriyetlerindeki öğrencilerinin karşıklı olarak ülkelerimiz arası öğrenci değişim adı altında üniversitelere yerleştirilmesi, karşılıklı öğrenci değişimiyle ülkelerimizin tarihi, kültürel, sosyal ve manevi değerlerine sahip çıkılarak bu ülkü gayesiyle okutulması, yetiştirilmesi ve ülkelerimizin gelecekte üst düzey devlet kadrolarında istihdam edilmesini sağlamak. – Gençliğin görüş, öneri, fikir ve sorunlarının dinlenmesi ve bunları dinlerken gereken önemi vermeyi ve kesin çözüm arayışı içinde olması – Ülkelerimizin tarihi, kültürel zenginliklerini tanıtıcı projelerin hazırlanmasını, bu projeleri hazırlarken devlet desteğinin olması ve ülkelerimizi uluslar arası platformlarda başarılı bir şekilde temsil etmek. Sonuç olarak dünya tarihinde en köklü medeniyetlerden birinin sahibi olan Türk halkları, güzel ahlakın getirdiği erdemleri her dönemde hem yaşamış, hem de çevresine yaşatmıştır. Bunun en güzel örneğini Osmanlı İmparatorluğunda görmekteyiz. Müslüman Türk Milleti, varolan manevi değerlerine bağlılığı sayesinde, en zor zamanlarda bile, mevcudiyetini, bütünlüğünü ve otoritesini muhafaza etmiştir. Milli kültürümüzün özü, milletçe mukaddes saydığımız manevi değerler, Şüphesiz ki, bu değerler bizi biz yapan, bizi birbirimizden ayırmayan, birlik ve beraberliğimizin muhafazası için vazgeçilmez bir ab-ı hayattır. Biz, tarihi geçmişiyle sağlam ve köklü mirasa sahip bir ecdadın torunlarıyız. Bu tarihi mirasa sahip çıkmamız için, öz kültürümüzü muhafaza edebilmemiz için birlik ve beraberlik kavramına gereken önemi vermemiz gerekir. Geçmişini bilmeyen toplumlar geleceğe ümitle bakamazlar. Geleceğe ümitle, güvenle bakabilmemizin teminatı gençlerdir. Genç nesiller geleceğimizin teminatıdır. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. TANRI TÜRK’Ü KORUSUN…

Cebrail NERGİZ Bişkek

Hakkında admin

Cevapla