Anasayfa » Haberler » Etan Gutman: “Çin’in Doğu Türkistan’daki Organ Ticareti Süreci”

Etan Gutman: “Çin’in Doğu Türkistan’daki Organ Ticareti Süreci”

Etan Gutman: “Çin’in Sinkiang

(Doğu Türkistan)’daki Organ Ticareti Süreci”

Son zamanlarda Amerika’da çıkmakta olan haftalık “Ölçüm” Dergisinde Uygurların durumu, özellikle de Doğu Türkistan’daki siyasi mahpusların Çin’deki organ ticaretinin önemli bir kaynağına dönüştürüldüğü hakkında önemli haberler verilmiştir. Yazar, Çin hükümetini Doğu Türkistan’ı siyasi suçluların iç organlarından “Bol ürün alınan” kamp haline getirdi. Diye tanımlamıştır.

Saygıdeğer radyo dinleyicileri, haftalık Ölçüm dergisinde “Çin’in Sinkiang’(Doğu Türkistan)daki Organ Ticaretinin Seyri” başlıklı makale yayınlandı. Makaleyi Etan Gutman isimli gazeteci şu anda dış ülkelerde yaşamakta olan ve aynı zamanda Uygurelindeki(Doğu Türkistan)organ ticaretinin seyrine doğrudan katılan veya durumu kendi gözleri ile görmüş olan kişilerin beyanlarına istinaden hazırlamıştır. Yazar bunu beyan etmeden önce Uygureli(Doğu Türkistan) hakkında malumat vererek Uygurelinin(Doğu Türkistan)1949 yılında komünist Çin hâkimiyeti tarafından işgal edildiğinden beri, Çin hükümetinin sert elli politikaları ile kontrol altına alına geldiğini söylemiştir. Yine Uygureline(Doğu Türkistan) nakledilip getirilen Çinli göçmenler vasıtası ile Uygurelindeki(Doğu Türkistan)nüfus oranında yaptıkları değişiklikler ve de dini ve milli baskı durumlarından malumatlar vermiştir.

11 Eylül olayından sonra Amerika’nın terörizme karşı savaş açmasını müteakip, Çin’in de aniden terörizme karşı mücadele etmekte olan devlet pozisyonuna büründüğünü ve Uygur siyasi muhaliflere dini radikal, terörist adı altında darbe vurmaya başladığını söylemiştir. O Uygurların siyasi mahpuslarının uğramakta oldukları insanlık dışı uygulamaları üzerinde durarak özellikle durarak, Çin hükümetinin Uygurelini(Doğu Türkistan) siyasi mahpusların organlarından “bol ürün” elde edilen bir kampa dönüştürdüğünü beyan etmiştir. Aynı zamanda da siyasi mahpusların organlarını kesip alma işlerine karışan veya kendisi bizzat görmüş olan ve yine Uygurelinde(Doğu Türkistan)polis, doktor, hemşire olan ve şu anda Avrupa, Kanada gibi devletlerde yaşamakta olan kişilerin temin ettiği haberleri aynen beyan etmiştir. O bu kişilerin bazılarının ailelerinin güvenliği sebebiyle kendi kimliğini açıklamayı istemediğini söyleyerek, bunun Uygurların Çinlilerin baskısına uğramakta olduğunun yeni bir ispatı olduğuna işaret etmiştir.

Etan Gutman’ın beyanına göre, Çin makamları hapishanelerdeki ölüme mahkûm siyasi suçlulardan sağlam, iç organları kullanılmaya elverişli diye değerlendirilenleri listeledikten sonra, onların idamlarının gerçekleştirileceği gün ameliyat edecek olan doktor ararcını ve doktorları infaz alanına yakın bir yerde bekletiyorlar. Organları alınacak olan suçlular yarım-yamalak öldürüldükten sonra süratle doktor aracına alınıyorlar. Hazır bekleyen doktorlar mahpuslara hiçbir uyuşturucu ilaç verilmeksizin onun karnını yararak iç organlarını çıkartıyorlar ve hemen kesilen yeri dikip bırakıyorlar. Görgü tanıklarından bazıları gazeteciye o anda yarı öldürülen mahpusun her ne kadar karşılık gösteremese de, her şeyi bildiğini, hatta bazılarının ağrıların azabından inlediklerini gördüğünü söylemiştir.

Şahitlerin anlattıklarına göre, bu siyasi mahpusları vurmadan önce onlara organlarının kasılmasını önleyecek türden bir tür iğne yaptıktan sonra onları infaz alanına götürüyor olup, onlar bu yolla organı nakledene kadar organın kasılmasını önlüyorlar. Yazar yarı ölü hale getirilen bedenden alınan organı yeni bedene nakletmenin veriminin daha fazla olduğundan dolayı, Çin makamlarının kurbanları yarı ölü halde ameliyat ettiklerini söylemiştir.

Yazar bu makalede, 1997 yılında Gulca olayının meydana geldiği sırada zuhur eden oldukça acıklı olayları açıklamıştır. O aynı zamanda Gulca’da polis ve hemşire olan kişilerin anlattıklarına göre, Gulca olayları sırasında Gulca’daki bütün polislere silah dağıtılmışsa da, “silahın arızalı tamir ediliyor.” Bahanesi ile silah verilmeyip, onlara gardiyanlık yaptırılmıştır. Onlar en az 400 civarında Uygur’un kış günü soğukta dondurularak öldürüldüğünü görmüşlerdir.

Olay sırasında Gulca’daki önemli bir hastanede hemşire olan bir bayanın gazeteciye anlattığına göre o sırada her doktorun Uygurları kabul etmeleri yasaklanmış. Yaralıları tedavi eden doktorlardan biri 15 yıl, bir diğeri de 20 yıl hapis cezası ie cezalandırılmışlardır.

Hastane makamları “ yine kim Uygurları tedavi ederse aynı cezaya çaptırılacak” demiştir. Bu yüzden hiç kimse yaralanan Uygurları tedavi etmeye cüret edememiştir. O sırada Hastanedeki Uygur ve Çinli doktor, hemşire ve eczacılar ararsındaki ilişkiler de kötüleşmiştir. Çinli doktorlar eczanenin anahtarını saklamaya başlamışlardır. İkinci çocuğunu doğurmak için hastaneye Uygur kadın geldiğinde doğum doktorunun bebeği muayene edip gördükten sonra, penisilin adı altında bebeğe iğne vuruyormuş. Üç gün geçmeden de bebek morararak ölüyormuş. Böylece Çinli doktorlar bebeğin anne-babasını “bebeğiniz çok zayıfmış. İlacı kaldıramamış” diyerek yolcu ediyorlarmış. Bu hemşire bir tek Çinli bebeğe Çinli doktorun böyle iğne yaptığını görmemiş.

Yazar makalesinde yine, Çin komünist partisinin üst düzey yöneticilerine Uygurelindeki(Doğu Türkistan) siyasi mahpusların organlarının nakledilmesi durumu ile ilgili malumat vermiştir. Ona durumu beyan eden Murat isimli bu Uygur doktor aynı zamanda Ürümçi’deki malum bir büyük hastanede doktor olarak çalışmıştır. Yazar şöyle ifade etmiştir.

– Murat’ın hastanesine iç hastalıklarına yakalanarak, organ nakli gereken 5 üst düzey idareci yatmıştır. Büyük hastanenin biri bir gün Murat’a Ürümçi’deki siyasi mahpusların tutulduğu hapishaneye giderek kan alıp getirmesini söylemiştir. Murat Ürümçi’ye gittiğinde 20 yaş civarındaki 15 Uygur genci görmüştür. Murat iğnesini çıkarttığında onlar Murat’a “sen de Uygur olduğun halde neden bize böyle yapıyorsun?” demiştir. Fakat Murat aynı zamanda durumdan habersiz “ben sadece kan almaya geldim. Bu sizlerin sağlığınız içindir.”demiş ve onların kanlarını aldıktan sonra gitmiştir. Murat dönüp geldikten sonra doktordan “onların hepsi ölüm cezasına çarptırılanlar mı?” diye sormuştur. “Öyle Murat, sen çok sual sorma, onlar kötü adamlar, onlar devletimizin düşmanlarıdır” diye cevap vermiştir. Fakat Murat doktordan bu kanı ne yapacaklarını sormaya devam ediyor. O sonunda aslında doktorlar kendileri ihtiyaç duyulan kan grubuna sahip olan mahpusları bulduklarında, onu götürüp göğsünün sağ tarafından vurarak yarı ölü hale getirdikten sonra, organlarının alındığını, sonra bu organların Çin komünist partisi ve hükümet önderlerine nakledileceğini, ondan sonra da onların hasta yataklarından sağlıklı olarak kalkıp gideceklerini anlamıştır.

Makalede bahsedildiğine göre, Doktor Murat’a siyasi mahpusların organlarının alınmasının normal bir durum olduğunu, askeri bölge hastanelerinin bunun öncülüğünü yaptığını söylemiştir. Yazarın ifadesine göre, 1999 yılından sonra kamuoyundan gelen baskılar neticesinde Çin hükümeti mahpusların organlarının alınması olayına bazı sınırlamalar uygulamaya başlamışsa da, Uygurelinde(Doğu Türkistan) durumun daha farklı olduğunu söylemiştir. 2009 Ürümçi olayı sırasında Çin makamlarının bütün haber vasıtalarını devre dışı bıraktıktan sonra, Ürümçi’deki binlerce Uygur erkekleri tutuklayıp götürdüklerini söyleyerek hapse atılan gençlerin bazılarından alınan haberlerden Ürümçi olayında tutuklananların bazılarının sağlık kontrolü vasıtasıyla organlarının incelendiğini ve onların aynı akıbete uğradıklarını beyan etmiştir.

Yazar makalesinde yine, Çin hükümetinin Uygurelini(Doğu Türkistan) sadece organ ticareti kampı değil, aynı zamanda da bir atom deneme alanı yaptığı hakkında da ayrıntılı malumatlar verdikten sonra makalesini şöyle sonlandırıyor:

13 milyon (nüfus konusunda yazarın çok ciddi bir bilgi noksanlığı bulunduğunu, oysaki Doğu Türkistan’ın nüfusunun 2001 yılında yapılan bilimsel istatistiklere göre 43.210.802 olduğunu İstiklal Gazetesi okuyucularının dikkatlerine sunmak gerektiğine inanıyoruz. Kaynak: İstiklal Gazetesi. http://istiklalgazetesi.com.tr/)

Uygur’un sayısı az ve onlar ümitsiz. Onlar mücadele edebilirler. Savaşın günün birinde gelmesi mümkündür. O gün geldiğinde iki tarafı görüşmeye çağıracak bütün devletler kendi tarihlerine bakmalıdırlar. Eğer bana sorarsanız, ben bir Yahudi olmam sebebiyle şunu söyleyebilirim ki, belki ölüler öçlerini alamayabilirler. Fakat hiçbir kimse ebediyen baskı altında yaşamayı sürdüremez. RFA-İrade

Uygur Türkçesinden Türkiye Türkçesine Uyarlayan Mehmet Emin Batur

Hakkında admin

Cevapla