Anasayfa » Makale ve Analizler » Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar

Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkistan ve Uygurlar

Bugünkü Çin’in Kuzey Batı sınır bölgesini oluşturan Doğu Türkistan, ya da Çin’deki resmi adıyla “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” Türklük ve İslam jeopolitiğinin en doğu ucunu oluşturuyor. Sincan (Xinjiang) Çincede “yeni toprak” anlamına geliyor. Zira tarihsel olarak Talas savaşından (751) 1759’a kadar yaklaşık bin yıl Uygur Türkleri farklı devletler altında bağımsız olarak yaşamışlar. Doğu Türkistan tam olarak ancak 19. yüzyılda Çin’in bir parçası haline geldiği için, bugün bile geleneksel Çin coğrafyasının dışında kabul ediliyor. Nitekim en son 1944-49 arasında dahi bu bölgede kısa süreli de olsa bağımsız bir Türk devleti kurulmuş; ancak Mao’nun iş başına gelmesiyle ortadan kaldırılmış.
Sincan Özerk Bölgesi coğrafi olarak 1,6 milyon metrekarelik bir alana sahip ve resmi rakamlara göre bu bölgede yaşayan 22 milyon nüfusun yaklaşık yarısı etnik olarak Uygur kökenli Müslüman Türklerden oluşuyor. Bölgede ayrıca Kazak (1,5 milyon) Özbek, Tacik, Hui gibi on farklı etnik gruptan Müslüman halk da yaşıyor. Eskiden bölgede sayıları çok az olan Han Çinlilerinin (Çinin gerçek sahibi olan etnik Çinli çoğunluk) nüfusu da giderek artıyor. Yönetim kademesi tamamen Çinlilerin elinde. Özellikle Uygurların devlet işlerine girmesi oldukça zor. Çok iyi Çince bilenler ve iyi okullarda okuyanlar ancak devlet kademesinde iş bulabiliyorlar. Ayrıca Han kökenli Çinlilerin bölgeye yönelik göçü özendirilirken; buna karşın Uygurların Çin’in başka şehirlerinde iş bulmak üzere bölge dışına göçleri de teşvik ediliyor, hatta zorlanıyorlar. Kısaca konuştuğumuz Uygurlar Pekin yönetiminin bölgede ince bir nüfus siyaseti izlediğini belirtiyorlar.
Peki bölge Çin için neden önemli? Önce Coğrafi olarak Doğu Türkistan Çin’in Orta Asya’ya; hatta Batıya açılan kapısı. BölgeMoğolistanRusyaKazakistanKırgızistanTacikistanAfganistanPakistan ve Hindistan dahil sekiz ülke ile komşu. Dahası bölge belki de Çin’in en önemli yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip. Resmi raporlara göre, bölge Çin’de bulunan toplam 168 maden çeşidinden 138’ine sahip. Bölgedeki petrol rezervleri Çin’in toplam rezervlerinin 1/3’ünü; doğal gaz ve taşkömüründe ise yüzde 40’ını oluşturuyor. Ayrıca Altay dağlarında altın madenleri çıkarılırken bölge Uranyum gibi stratejik madenler bakımından da oldukça zengin. Tarımsal ürünler bakımdan da oldukça zengin olan bölge, 1,3 milyarlık nüfusunu doyurmak için uğraşan Çin için önemli bir tarımsal gıda üretim merkezi konumunda. Bölge başta buğday, pamuk ve üzüm olmak üzere ılıman iklim kuşağında üretilen her türlü sebze ve meyve üretimine oldukça elverişli. Geniş meralarda ise et ve süt üretimi için hayvancılık yapılıyor.
Öte yandan Rusya ve diğer Orta Asya ülkelerinden Çin’e uzanan petrol ve doğal gaz gibi enerji nakil hatları da buradan geçiyor. Tam da bu nedenlerle Çin bölgedeki Müslüman Türk nüfusun en küçük protesto eylemlerini dahi sert bir şekilde bastırıyor. Daha önce pan-Turkizmi en büyük tehdit olarak gören Çin yönetimi, 11 Eylül olaylarından sonra halkın kültürel taleplerini İslamcılık ve El-Kaidecilik ile özdeşleştirerek batılı ülkelerin desteğini de almaya çalışıyor. Deyim yerindeyse bölgenin sahip olduğu doğal kaynaklar nedeniyle ekonomik gelişmesini sürdürebilmek açısından Çin Doğu Türkistan’a “göbekten” bağlı. Ama aynı zamanda bölge Çin’in “uyumlu toplum” (harmonious society) söylemini yalanladığı ve en kritik anlarda ayaklanmalar baş gösterdiği için Çin’in yumuşak karnını da oluşturuyor.
Uygur Türklerinin Durumu  
Gözlemlerimize dayanarak şunu söyleyebilirim ki, komünizm öncesi ve sonrasındaki farklı Çin yönetimlerinin tüm asimilasyon politikalarına rağmen, Uygur Türkleri ve diğer Müslüman gruplar kendi İslami kimliklerini halen koruyorlar. Özellikle Kaşgar şehrinin nüfusunun yüzde 95’inin müslüman Uygurlardan oluştuğu ve burada çok daha geleneksel bir Türk-İslam kültürü canlı bir şekilde yaşanıyor. Ne de olsa Türkçenin ilk sözlüğü olan Divanı Lügatit Türk Kaşgarlı Mahmud (yerel halk Mahmud-ı Kaşgari diyor) tarafından burada yazılmış.
Bölgede yaşayan Tacikler dışındaki tüm İslami gruplar Hanefi Mezhebine göre ibadet ediyorlar. Urumçi’de lise sonrasında beş yıllık bir eğitim veren ve camilerin imam ihtiyacını karşılamayı amaçlayan Çin’in tek Yüksek İslam Enstitüsü var. Bizim heyeti de oraya götürdüler. Görkemli bir binası, camisi ve yurtları var. Her yıl imtihanla 40 kişi alıyorlarmış. Yatılı eğitim yapılıyor. Eğitim dili Uygurca. Arapça, tefsir, hadis, fıkıh ve İslam tarihinin yanında, derslerin yüzde 30’u da kültür ağırlıklı veriliyormuş. 1987’de açılan Enstitüden şimdiye kadar 600 civarında öğrenci mezun olmuş. Enstitüde ayrıca orta büyüklükte bir İslami eserler kütüphanesi de var. Ders veren hocaların önemli bir kısmı Mısır’da El Ezher’de eğitim görmüşler. Uygurca yazılmış tefsirler, Buhari ve Muslim gibi temel hadis kitaplarının tercümeleri ile Gazali’nin İhyası da var. Ateizmi savunan komünizmin kontrolü altında böyle bir kurumun açılmasının iki nedeni olsa gerek: Birincisi, otoriter her rejim gibi Çin de Uygur halkının devlete yönelik bağlılığını-sadakatini kazanmak için Müslüman halkın dini ihtiyaçlarını karşılıyor görüntüsü vermek istiyor. İkincisi ise camileri kapatamadığına ve halkın dini inançlarını yok edemediğine göre, dini liderlerin yurtdışında eğitilmesindense kendi kontrolü altında ve resmi bir program dahilinde imam yetiştirilmesini sağlamak. Çin din kontrollü din eğitimini bir anlamda radikalizmle mücadele etmenin bir yolu olarak görüyor.
Bugünkü Uygurların kültürel kimliklerini yaşatan iki unsurdan biri dil, diğeri ise din. Yakın döneme kadar okullardaki zorunlu eğitim Uygurca ve Çince yapılırken, iki yıl önce Uygurca kaldırılmış ve eğitim dili tamamen Çinceye dönmüş. Uygur Türkleri en çok bu uygulamadan dolayı muzdaripler. 5 Temmuz 2009 isyanının altında biraz da bu yasak yatıyor. Aslında Urumçi hava alanından itibaren tüm sokak tabelaları ve resmi binalardaki yazılar hem Uygurca hem de Çince yazılıyor. Pekinden Urumçi’ye giden Çin uçağında servis edilen yemeklerin üzerine “helal” damgası vurulmuştu. İlginçtir, Uygurca bizim Osmanlıca gibi Arap harfleriyle yazılıyor. Biraz Osmanlıca bilen için okumak çok zor değil. Ancak okullarda Çinceye dönülmüş olması, uzun dönemde bu dili okuyup-yazabilenlerin sayısını giderek azaltacaktır.
Dilin zayıflaması nedeniyle, şimdi geriye kimliğin ana taşıyıcısı olarak yalnızca din kalıyor. Konuştuğumuz bazı Uygurlar geçen yılki olaylardan sonra halkın kendi dinlerini ve dillerini yeniden gizli gizli öğrenmeye başladıklarını; özellikle gençler arasında bir öze dönüş başladığını söylüyorlar. Trajik olayları bu anlamda bir rahmet olarak görenler de var. Bu arada halen Uygurca yayın yapan TV’ler ve günlük gazeteler de var. Ama elbette ki, tüm bu yayınlar tamamen Çin yönetiminin kontrolü altında yapılıyor ve daha çok propaganda amaçlı. Özgür basın ve hatta internet mümkün değil. İngilizce veya Türkiye Türkçesi ile yayın yapan internet sitelerine ulaşım tamamen engelli. Bu nedenle halkın dünya ile bağları tamamen zayıflamış durumda. Komünist rejim her anlamda bilgi ve haber tekeli kurmuş durumda.
Biz yalnızca bölgenin başkenti Urumçi’yi ziyaret edebildik. Halkın yüzde 80’ini Müslüman olan, 2 milyon nüfuslu şehirdeki her mahallede camiler var ve namaz kılınıyor. Kalem gibi minareleri göğe uzanan Camiler tam bir sanat ve estetik abidesi eserler olarak, şehirdeki çok katlı modern yapılaşmaya inat şehrin İslam kimliğinin tezahürleri olarak dimdik ayakta duruyor. Bizim Cuma namazı kıldığımız şehir merkezindeki, çifte minareli Noyan Camisi (Çinliler Yang Hang mescidi diyorlar), namaz vaktinde tıklım tıklım doluydu. Cemaat son derece bilinçli ve samimi bir şekilde ibadete gelmişti. Türk masallarında anlatılan “Ak Sakallı” bilgeleri andıran Müslüman Uygur Kocalarını görmek ilginç bir tecrübeydi doğrusu. Bizim herhangi bir Anadolu şehrindekini andırır şekilde cami avlusu bile dolmuştu. Türkiye’den geldiğimizi duyduklarında ise gözlerinin içleri gülüyordu. Ama pek çoğu açıktan konuşmaya da çekiniyorlardı. Konuştuğumuz bazı Uygurlar, devlet memuru olan Türklerin veya maaşını devletten alan kişilerin camiye gidip gelmesinin yasak olduğunu; bu tür kişilerin işlerini kaybetme riski taşıdıklarını söylediler.
Uygur halkın Türkiye’ye ait tanıdıkları iki isim var: Başbakan Tayyip Erdoğan ve Polat Alemdar. Erdoğan’ın 5 Temmuz’da Urumçi’deki olaylar sırasında Çin hükümetine yönelik eleştirisi ve Filistin konusundaki çıkışları dünyanın her yerinde olduğu gibi buradaki halkın kalbini de fethetmiş. Sincan’dan her yıl 3 bin kişi hac ibadeti için Mekke’ye gidiyormuş. En azından bunların dahi İslam dünyasında olup bitenden haberdar olmaması mümkün değil. İlginç olan tabiki “Polat abinin” de tanınması. Şehrin meşhur kapalı çarşısındaki esnaf “Kurtlar Vadisi” CD’leri getirip getirmediğimizi soruyorlar. Sokaklarda bile Vadinin çekme CD’leri satılıyor. Sebebi herhalde dünyaya meydan okuyan Polat Alemdar’ın çizdiği kurtarıcı-kahraman portresinin bu bölgedeki halkta yarattığı heyecan ve ümit olsa gerektir.
Ekonomi
 
Doğu Türkistanın zengin kaynakları olmasına rağmen “Sincan Uygur Özerk Bölgesinde” halkın kişi başına düşen milli geliri Çin geneline göre yüzde 50 daha düşük. Çin yönetimi şimdi bu çarpıklığı gidermek için 2010 Mayıs ayında özel bir toplantı yapmış ve bölgeyi kalkındırmak için Çin’in diğer eyaletlerinin gelirlerinin yüzde 2’sini bu bölgenin gelişmesi için harcamaları kararını almışlar. Ayrıca krizin de etkisiyle yerel düzeyde hükümetten maaş alanların maaşlarına bir süreliğine 2000 yuanlık artış yapmışlar. Hükümet 2020 yılına kadar, bölgenin gelir durumunu Çin’in geri kalanıyla eşitlemek için hedef koymuş. Bu çerçevede Urumçi yakınlarına petro-kimya tesisleri kurulacakmış. Ayrıca Kaşgar şehrinin de özel ekonomik kalkınma bölgesi haline getirilip dış yatırımlara açılması kararı alınmış.
Tüm bunların altında ise dış dünyaya Çin’in kendi içindeki etnik gruplara karşı ayrımcılık yapmadığı ve halklar arasında eşitlik ve uyumu sağladığı mesajı verilmek isteniyor. Resmi yetkililerle yaptığımız tüm görüşmelerimizde en çok vurguladıkları şey, “Çin’in dünyanın en iyi azınlık politikalarına” sahip olduğudur. Çin hükümeti bizim devletin Kürt sorununa 1990’lı yıllardaki bakışını yansıtır biçimde, Uygur konusuna  “bir güvenlik ve ekonomik geri kalmışlık sorunu” olarak bakma eğiliminde. Halkın ekonomik durumu düzelirse, gerginliklerin biteceği, dış güçlerin Çin’i karıştıramayacaklarına inanıyorlar. Bu nedenle bölgenin kalkınması için bu kadar yatırım ve harcama yapılmasının temel nedenini siyasi olarak görmek yanlış değil. Pekin bölgeyi bir yatırım alanına dönüştürerek hem ekonomik kalkınmayı sağlamayı, hem de bölgeye gelecek iç göçlerle Doğu Türkistan’daki nüfus dengesini değiştirmeyi amaçlıyor. Eğer planlandığı gibi büyük yatırımlar yapılırsa, orta vadede bölge ABD’nin Texas’ına dönüşebilir. Bir çekim ve refah alanına dönüşmesi durumunda Urumçi ve Kaşgar Orta Asya ülkeleri için de önemli bir ticaret üssü haline gelecektir. Bunun Uygur sorununa çare olup olmayacağını ise zaman gösterecek.
Türkiye için Fırsatlar
 
Ülkemizdeki Uygur diasporası bir tarafa, Türkiye resmi olarak Uygurlar konusunda oldukça dengeli bir politika izliyor. Rusya’daki Çeçen sorununda olduğu gibi, Türkiye prensip olarak Uygur sorununu Çin’in egemenlik alanı altındaki bir iç sorun olarak görüyor. Ancak Çinli yetkilerle görüşmelerde Uygurların kültürel haklarının korunması da açık yüreklilikle vurgulanıyor. 5 Temmuz olaylarından sonra Erdoğan’ın konuyu gerekirse Güvenlik Konseyine taşıyabileceklerine yönelik açıklamaları Pekin’de infial uyandırmıştı. Şimdi karşılıklı ziyaretlerden sonra siyasi atmosfer değişmiş durumda. Çin başbakanının Türkiye ziyareti ile karşılıklı güven yeniden sağlandı. Askeri alanda dahi ilişkiler artıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 27 Ekimde bir haftalık Çin ziyaretine başlıyor ve üstelik ilk durak da Kaşgar şehri olacak. Bu çok önemli bir gelişme. Her iki ülkenin Uygurları iki ülke arasında bir çatışma alanı olarak değil; bir işbirliği köprüsü olarak görmeye başladıklarının işareti olarak okumak gerekir. Açıkçası Çin, Uygurlar konusunda Türkiye’yi karşısına almaktansa, yanında tutma politikası uyguluyor. Bunun karşılığında ekonomik ve ticari işbirliği imkânları sunuyor.
Türkiye ne yapabilir? Hem Pekin’de hem de Urumçi’deki temaslarımızda Çinli yetkililer Türkiye’nin bölgeyle olan tarihsel, dini ve kültürel bağlarını anladıklarını belirtiyorlar. Ama Türkiye Müslüman Uygurlara yardım edecekse bunun için gelip buralarda yatırım yapsın diyorlar. Bunu çok önemli bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Peki, somut olarak Türkiye hangi adımları atabilir?
· Türkiye Çin ile ticaretinde açık vermektedir. Uygur bölgesi kültürel ve coğrafi yakınlık nedeniyle Türkiye’nin Çin açılımında önemli bir atlama tahtası olabilir.
· Özellikle Türk iş adamlarının en kısa zamanda Urumçi, Kaşgar ve Turfan bölgelerine yönelik iş seyahati düzenlemeleri yerinde olur. Bölgede Ülker grubu dışında iş yapan Türk firması yok gibi. Oysa her türlü yatırım için bakir bir alan var.
· Özellikle gıda, tekstil ve inşaat alanında yatırım ve iş imkânları son derece geniş. Urumçi’deki inşaat faaliyetleri bile Türk müteahhitlik sektörüne yeni açılımlar sağlayacaktır. Ayrıca kara yolu yapımında, havaalanı işletmeciliğinde ve Petro-kimya alanında iş yapan firmalar için bölge önemli imkanlar sunmaktadır.
· TİM, DEİK, TÜSİAD, TUSKON gibi kuruluşlar bölgeye yönelik iş ve yatırım imkanları için projeler ve raporlar hazırlamalıdır.
· Sayın Davutoğlu’nun ziyareti sırasında bir an önce İstanbul-Urumçi arasındaki uçak seferlerinin başlatılması için mutlaka Çin’le anlaşma yolları aranmalıdır. İstanbul Pekin uçuşu 9 saattir. Pekin-Urumçi arası ise 4 saat. Toplam 13 saati bulmaktadır. Oysa İstanbul’dan Urumçi doğrudan uçuşla yalnızca 5 saattir.
· Doğrudan Uçak seferleri karşılıklı ticareti de turistik ziyaretleri de artıracaktır. Uygur halkının dış dünyaya açılımı Pekin yerine, İstanbul olabilir. İlişkiler geliştikçe, yatırımlar arttıkça Uygur halkının ekonomik durumu da düzelecektir. Şu anda ekonomik yoksulluk ve siyasi baskı hissi nedeniyle bunalan bölge halkı için Türk şirketlerinin oralardaki varlığı onları psikolojik olarak da rahatlatacaktır.
· Türk ve Çin üniversiteleri arasında karşılıklı değişim antlaşmaları imzalanıp, karşılıklı eğitim bursları ihdas edilebilir. İlim Çin’de olsa ilimdir, New York’ta da olsa ilimdir.
·  Karşılıklı etkileşimi artırmak için bölgedeki şehirlerle bizim şehirlerimiz arasında kardeş şehir antlaşmaları yapılabilir. Örneğin Kaşgar ile Konya; Urumçi ile İstanbul kardeş şehir ilan edilebilir.
· Son olarak, karşılıklı fuarlara katılım artırılabilir veya spor karşılaşmaları organize edilebilir. Tiyatro ve müzik grupları arasında da değişim sağlanabilir.
Kısaca, bugünlerde Çin ile Türkiye arasında gelişen iyi ilişkiler ve karşılıklı güven ortamına dayanarak, Türk insanı genel anlamda Çin ile, özelde ise kardeş Uygur halkının yaşadığı coğrafya ile her düzeydeki ilişkilerini geliştirmek ve yüzlerce yıldır kopuk olan halklar arası iletişim, ulaşım ve etkileşim kanallarının sonuna kadar açılması için gayret göstermelidir. Nasıl 1990’lardan sonra Orta Asya Müslüman halkları ile Türkiye arasındaki ilişkiler geliştiyse, sınırlı da olsa Çin ile açılan kanalları kullanarak İstanbul ve Kaşgar’ı yeniden buluşturmak tarihi bir görev olarak görülmelidir.

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

Türkiye’nin Uygur Türkleriyle ilgili endişeleri BM’de dile getirildi

Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarındaki ulusal beyanında, Uygur Türklerinin kültürel ve dini kimliklerine saygı ...

Türkiye’den Birleşmiş Milletler’de Uygur Türkleri tepkisi

Türkiye, Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurulu kapsamında gerçekleştirilen Sosyal, Kültürel ve İnsani İşler’den sorumlu III. ...

39 ülke Uygur Türkleri için çağrı yaptı. Listede Türkiye yok

Çin hükümetine toplama kamplarında zorla tutulan Uygur Türklerinin serbest bırakılması çağrısı yapılan ve 39 ülkenin ...

CHP’den iktidara Uygur Türkleri tepkisi

39 ülkenin imzaladığı ‘Uygur Türkleri’ mektubunda Türkiye’nin imzasının yer almamasını eleştiren CHP Eskişehir Milletvekili Utku ...

İçişleri Bakanlığı’ndan Davutoğlu’nun “50 bin Uygur Türkünün Çin’e gönderilecek” iddialarına yanıt

İçişleri Bakanlığı’ndan Davutoğlu’nun “50 bin Uygur Türkünün Çin’e gönderilecek” iddialarına yanıt İçişleri Bakanlık Sözcüsü İsmail ...

Sessizliğe gömülen dünya karşısında Çin’in Doğu Türkistan’a zulmü

Erdoğan’ın Doğu Türkistan’a yapılan zulmü ‘soykırım’ olarak nitelendirmesine rağmen Çin ile stratejik ilişkiler nedeniyle sessiz ...

Çinperver Vatan Partisi’nden Doğu Türkistan Karşıtı Açıklama

Cumhur İttifakı’nın gayrı resmi ortağı olarak adlandırılan Vatan Partisi, Doğu Türkistan’daki sistematik soykırımı duyuran ve ...

Skandal! Çin, Türkiye’deki Doğu Türkistan haberlerine erişim yasağı koydurmaya başladı

Doğu Türkistan’daki insanlık dramı katlanarak devam ederken, skandal bir gelişme yaşandı. Türkiye’de Doğu Türkistan ile ...

ABD : ÇİN’İN UYGURLARA KARŞI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ İÇİN YAPTIRIMLAR ARTACAK

ABD,Dışişleri Bakanı Pompeo Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar.Kazaklar ve diğer Çinli olmayan Müslüman halklara karşı ...