Anasayfa » Makale ve Analizler » Doğu Türkistan – Uygur Türkleri ve İslamiyet (1)

Doğu Türkistan – Uygur Türkleri ve İslamiyet (1)

Dünya’daki zulüm gören halklar arasında sesini en az duyuran halklardan biride kafir Çin işgali altındaki mazlum Uygur Türkleri’dir.

Sütun Haber olarak sizlere bu yazı dizimizde Uygurların nasıl Müslüman olduğunu, Uygur İslam destanının nasıl meydana geldiğini Prof. Dr. Zekeriya Kitapcı’nın “Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri arasında İslamiyet” adlı eserinden faydalanarak o mazlum coğrafyanın İslam ile şahlanışını ve bu yolda çektikleri çileli ve uzun yolculuğu sunacağız.

Akif Güngör / SÜTUN HABER

Şu bir gerçektir ki; diğer bir kısım Türk boylarında olduğu gibi, Uygurlar arasında da İslam dinin yayılması ve medeni Uygurların bu büyük İslam kültür medeniyetindeki yeri üzerinden şimdiye kadar hiçbir ciddi çalışma yapılmamış ve neticede bu sorulara da henüz tatmin edici hiçbir cevap verilmemiştir.

Değil bu önemli konular, Uygurların siyasi tarihleri hakkında yapılan araştırma ve yayınlar bile tatmin edici olmaktan uzaktır. Uygur siyasi tarihinin birçok meseleleri bu yazıda da işaret edildiği gibi henüz çözülmemiş, Uygur siyasi tarihinin bir çok temel taşı yerli yerine oturtulamamıştır.


FOTO GALERİ

Uygur Türkleri

Üstelik bu yarım yamalak araştırmalarda konunun İslam dini ve medeniyeti yönü tamamen ihmal edilerek, onlar nerede ise Buda dini ve kültürünün asıl temsilcileri gibi gösterilmeye çalışılmış ve bunda bazı tarihçilerimiz adeta gurur duyacak bir hale gelmiştir. Onlar böyle yapmakla neylersiniz ki medeni ve Müslüman Uygur halkına büyük bir haksızlık yaptıklarının farkında bile olmamıştır.

Oysa Uygurlar Müslüman olmuşlardır. Ne var ki onların İslam hidayetine giden yolda, diğer Türk boylarından farklı olarak çok ilginç, inadına kanlı ve çok çetin mücadeleri olmuş ve asıl “Uygur İslam destanı” da bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Bilindiği gibi Uygurlarda, diğer Türk boyları gibi tarihte büyük devletler kurmuş bir halktır. Kökü tarihin derinliklerinden kopup gelen ve Oğuz boylarına kadar uzanan bu Türk boyları özellikle Dokuz Oğuzlar, büyük Göktürk İmparatorluğu’nun bir kısım iç kargaşalar yüzünden yıkılmasının ardından tarih sahnesine çıkmış bugünkü iç Moğolistan, daha ziyade Orhon nehri boyları veya Ötüken’de çok büyük bir devlet kurmuşlar ve dolayısıyla kendi nesillerinin bugünlere kadar gelmesini sağlamışlardır.

Artık bundan böyle Ötüken; mukaddes ülkenin mukaddes kağanları; “Gün Tengride Ulug Bulmuş” veya “Ay Tengride Kut Bulmuş” gibi “İlahi ünvanlar”larla anılacaklardır.

Bunlar; bir manada diğer Türk boylarında olduğu gibi, Uygurlarında büyük ölçüde Gök Tanrı, yani bir diğer ifade ile Tek Tanrı’ya çok berrak bir şekilde inandıklarını ve Uygur kağanlarının güç ve kuvvetlerini bir ilahi varlıktan aldıklarını, böylece O; Yüce Varlık’ın yeryüzünde tek temsilcisi olduklarını ve O’na inandıklarını gösterir ki bu gerçekten konumuz açısından tespit edilmesi gereken bir husustur.

Ne ilginçtir ki, Uygurların bu güzel yönlerine rağmen onları diğer Türk boylarından farklı kılan bir diğer önemli yönleri daha vardır. O da Uygurların, özellikle aristokrat Uygur tabaklarının, İslamiyet’ten önce Gök Tanrı dinini büyük ölçüde terk etmeleri, her zaman yeni bir din arayışı içinde olmaları ve birçok “din” hatta “alfabe” değiştirmiş olmalarıdır. Bu hem Ötüken, hem de Turfan Uygurları için geçerli bir hükümdür. Uygurların Allah’ın hidayetine giden yolda ve Hak dini aramada çok garip bir maceraları vardır.

Yeni Uygur kağanları önceleri Manihaizmin tesiri altında kalmışlar ve bunu bir devlet dini olarak kabul etmişler ve Mani dinini çok kalabalık Uygur boyları için milli bir din olmasını istemişlerdir. Onların bu manasız ısrarları ve Manihaizmin yüce bir din olarak benimsemeleri netice itibari ile iyi ata binen, özellikle iyi ok atan Türk Uygur boylarını yozlaştırmak, onların milli ve manevi değerlerini çökertmekten öte hiçbir işe yaramamıştır.

Ata dinini terk eden ve Manihaizme giren bedbaht Uygurların kapısını çok geçmeden bu defa Budizm çalmış; beyaz elbiseler giyen, sözüm ona bu bezgin, yorgun ve bitkin Mani Rahiplerinin yerini bu defa bu defa kırmızı pelerinli Buda Ruhanileri almıştır. Uygur kağanları Buda’nın köhne akideleri ile Uygur Türk boylarına yeni bir nefes vermek istiyorlardı. Bu ise Uygurlar için inanç anarşisine giden yolu bütünüyle açmış ve beklenen dini huzur ve barış bir türlü temin edilememiştir.

Zira Buda dinide; İslami kaynalarda “zındıklık” netice itibariyle Uygur topluluklarının milli manevi değerlerini yıkmada, Manihaizm’den hiçte farklı olmamıştır. Türkün milli karakteri olan askerlik ruhu ve destanlar yaratan kahramanlık duygularını dumura uğratan Buda dini, kısa zamanda kendine inan Uygur topluluklarını pısırık, hiçbir iddiası olmayan uyuşuk bir kitle haline getirmiştir.

Uygur’ların Allah hidayetine giden yolda bu defa karşılarına İslam dini çıkmış ve onlar İslam dininin yeni , zinde , iman hakikatları , bir diğer ifade ile ‘Kuran’ ve ‘Ezan’ sesi ile karşı karşıya gelmişlerdi. Evet , Ceyhun havzasından Türk yurtlarına giren ; ‘Baykent , Buhara ve Semerkant ‘ gibi Türk şehirlerinde güçlü bir varlık haline gelen ve kısa zamanda Tanrı Dağlarının eteklerine ulaşan İslam dini , gerek Manihaizm , gerekse Budizm tortu niteliğindeki inançlarına , Uygurlar arasında yaşama şansı vermemiş ve bu karanlık topraklar , İslam hidayet güneşinin aydınlattığı bereketli , aydınlık bir ülke olmuştur.

İslam Dini her ne kadar bu ilk hamle yıllarında Ötüken’e ulaşmışsa da o asıl mücadelesini Ötüken Uygurları arasında değil, özellikle Turfan Uygurları arasında vermiş ve bu topraklarda H.z Peygamber ‘in ilk nübüvvet yıllarında olduğu gibi; imanla küfrün, hidayetle dalaletin, hakla batılın, zulmetle nurun kıyamete kadar olan mücadelesinde bir ‘ilahi destan’ devri yaşanmıştır.

SÜTUNHABER  (Kaynak Göstererek Sitenizde Yayınlayabilirsiniz)

www.sutunhaber.com

 

 

Hakkında admin

Cevapla