Anasayfa » Makale ve Analizler » Çin’in Orta Doğu Politikası ve ABD Çıkmazı

Çin’in Orta Doğu Politikası ve ABD Çıkmazı

1949 yılında Mao Zedung yönetiminde bağımsızlığını kazanan ve Çin Halk Cumhuriyeti adını alan Çin bu tarihten sonra özellikle ekonomik yönden dünyada önemli bir güç olma adına ciddi yol kat etmiştir. 1950’li yıllarda Çin Halk Cumhuriyeti hem ekonomisini düzeltme adına girişimlerde bulunmuş hem de kendi içinde bu sorunları halletmek adına çeşitli reformlar yapmıştır. Özellikle 1955 yılında az gelişmiş ülkelerin dayanışmasını arttırmak, alternatif kalkınma modelleri geliştirmek için toplanan Bandung Konferansı Çin Halk Cumhuriyeti için dönüm noktalarının en başında gelmektedir. Bandung konferansı ile birlikte Ortadoğu ve Afrika, Çin dış politikasının başlıca uğraş kaynakları arasına girmiştir.

1978 yılında ise Komünist Parti lideri Deng Xiaoping dış politikada bir dizi yeni oluşumların ilk adımlarını atmıştır. Bu oluşumların en başında, Çin dış politikasının ideolojik temellerden sıyrılmasının öncülüğünü yapmıştır. Yine bu tarihlerde Ortadoğu’da dost bir ülke görünümüne giren Çin, artan nüfusu için iyi bir pazar alanı bulmuştu kendisine.

Çin Halk Cumhuriyetin’de artan nüfusa karşı hâlâ bir önlem alınamıyordu. Devletin uyguladığı “tek çocuk” politikası pek etkili olamamış ve artan nüfus Çin için büyük sorunları da beraberinde getirmişti. Milyonlarca Çinli hala açlık sınırında yaşamakta, kentleşme oranı ise %50’lerin altında kalmaktadır. Kişi başına düşen milli gelir hesaplandığı zaman Çin’in hala fakir bir ülke konumunda olması Çin’i gelişmekte olan bir ülke konumuna getirmektedir. Tüm bu göstergeler Çin’in yeni hammadde alanlarına ihtiyacı olduğunu ve elinde bulunan hammaddeleri işleyip satacağı pazar alanlarının önemini göstermektedir. Bunun için Çin’in Ortadoğu’da izleyeceği politikalar çok önemlidir.

Ortadoğu ülkeleri açısından Çin; işgal ettiği coğrafyası, dünyanın beşte birini oluşturan nüfusu ve rekor düzeyde büyüyen ekonomisi ile iyi bir müttefik haline gelmiştir. Küresel güç olarak devletlerin Çin Halk Cumhuriyetine güvenmelerindeki en büyük etken şüphesiz bunlardır. Çin Halk Cumhuriyeti açısından Ortadoğu’nun önemi ise, genel olarak enerji kaynakları ve daha dar anlamıyla söyleyecek olursak petroldür. Tabi Çin’in bölge ülkelerine sattığı silahları da göz ardı etmemek gerek. Çin Halk Cumhuriyeti özellikle 1990’lı yıllardan sonra petrol kaynakları bakımından kendi kendine yetmekten çıkmış ve bölge kaynaklarının önemli müşterisi haline gelmiştir. Silah yönünden ise özellikle ideolojik ve ekonomik nedenlerle ABD ve batı karşıtı ülkeler ( Suriye ve İran ) için önemli bir satıcı konumuna gelmiştir.

Çin Halk Cumhuriyetinin Ortadoğu’da izlediği politikalarda dikkat çeken nokta ABD’nin çıkarlarına ters düşmeden siyaset sürdürmesidir. Aslında bakıldığı zaman ABD karşıtı olarak görülen Çin’in, ABD karşıtı bir politika izlememesinin en önemli nedenleri arasında gelecek yıllarda ki büyük devletlerle işbirliği yaparak küresel dengelerin yeniden yapılandırılması yoluna gidileceğine inanmasıdır. Bundan dolayı Çin, dünyayı saran ekonomik kriz sürecinde Amerika’nın öncü rol oynamasından hoşnutluk duymaktadır. Görünen o ki, gelecek yıllarda da Çin, ABD karşıtı politikalardan uzak duracak ve küresel aktörlerle çıkar mücadelesi içine girmeden her devlete eşit mesafede durmaya devam edecektir.

Çin’in ikili ilişkilerinde ekonomik dengelerin yanı sıra siyasi çıkar ve dengeler de oldukça önem kazanmıştır. BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Şubat’ta, Suriye’de demokratik ve çoğulcu siyasi geçiş sürecini kolaylaştırmayı, güvenlik güçlerinin sivillere karşı orantısız güç kullanımını, keyfi adam öldürmeler, tutuklamalar, infazlar, işkence ve kötü muamele gibi işlenen tüm insan hakları ihlallerine derhal son verilmesini ve Suriye’de silahlı gruplar da dâhil olmak üzere bütün taraflara, tüm şiddet eylemlerinin sona erdirilmesine ilişkin kararname tasarısı Çin ve Rusya’nın vetosuyla ret edilmiştir.[1] Güvenlik Konseyi’ne sunulan taslakta Suriye’ye askerî operasyon ile ilgili teklifler yoktu. Ancak, Çin uzmanları Libya örneğinde edindiği tecrübeden dolayı Batılı devletler bu taslağı bahane ederek Suriye’ye kuvvet kullanacağı kanaatindedirler. Çin’in veto kararından sonra ABD ve Batı bloğundan önemli eleştiriler gelmiştir. Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ”Suriye’de bugün yaşanan en kanlı günden sonra bile hala uluslararası topluluğu bu şiddeti kınamaktan vazgeçirmeye çalışanların olduğunu düşünmek çok zor. Sizlere sormak istiyorum. BM Güvenlik Konseyinde kararlı bir tutum sergilemek için daha başka neyi bilmemiz gerekiyor?”[2] şeklindeki açıklaması bu tepkinin önemli bir göstergesidir. Alınan veto kararı ve yapılan açıklamalara baktığımız zaman Çin Halk Cumhuriyeti dış politikasında kendi çıkarlarını maksimize etmek adına adımlar atmaktadır. Son gelişmeler de göz önünde bulundurulduğunda Çin’in Ortadoğu’da gerek ideolojik gerekse ticari anlamda en güçlü müttefiki konumunda bulunan ülke İran’dır. Bilindiği üzere İran Şii nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülke ve Suriye devlet başkanı Beşşar Esad da Şii kökenli bir lider. İki ülke arasında mezhepsel bir müttefiklik durumu var. Bu süreçte Orta Doğu da küresel bir güç konumuna gelmek isteyen İran bu bölgede oluşan Şii jeopolitiğinin kırılmasına karşı çıkmaktadır. Suriye’de muhaliflerin yönetimi devralması İran için olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bunun için Orta Doğu da ABD hegemonyasına son vermek isteyen Çin, İran’ın çıkarlarını göz ardı etmesi mümkün görünmemektedir. Böylece BM güvenlik konseyinde ki Çin’in veto kararında İran etkisinin ne kadar önemli olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.

Sonuç olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana geçen 63 yıl içerisin de düzeltilen ve büyük oranda geliştirilen Çin’in dış politikası daha iyi hale gelerek, Çin’in kendi özelliklerini taşımaya başlamıştır. Gelecek yıllarda dünyanın çok kutuplu bir sisteme dönüşeceğini de düşünürsek, Çin’in özellikle Ortadoğu’da izlediği politikaların, bir yanda ABD diğer yanda Çin, Rusya, İran arasında bir soğuk savaş mı; yoksa BM Güvenlik Konseyindeki veto kararından dolayı bu ülkeler arasında danışıklı dövüş mü olduğunu zamanla göreceğiz.

MUSTAFA ÇELİK
GLOPOL İDARİ İŞLER SORUMLUSU

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

39 ülkeden Çin’e ortak mektup: Uygurları serbest bırak, gözlemcilerin Doğu Türkistan’a girmelerine izin ver

Çoğunluğunu Batılı ülkelerinin oluşturduğu 39 ülke, Çin yönetimine ortak bir mektup göndererek Doğu Türkistan’daki toplama ...

Türkiye’nin Uygur Türkleriyle ilgili endişeleri BM’de dile getirildi

Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarındaki ulusal beyanında, Uygur Türklerinin kültürel ve dini kimliklerine saygı ...

Türkiye’den Birleşmiş Milletler’de Uygur Türkleri tepkisi

Türkiye, Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurulu kapsamında gerçekleştirilen Sosyal, Kültürel ve İnsani İşler’den sorumlu III. ...

39 ülke Uygur Türkleri için çağrı yaptı. Listede Türkiye yok

Çin hükümetine toplama kamplarında zorla tutulan Uygur Türklerinin serbest bırakılması çağrısı yapılan ve 39 ülkenin ...

CHP’den iktidara Uygur Türkleri tepkisi

39 ülkenin imzaladığı ‘Uygur Türkleri’ mektubunda Türkiye’nin imzasının yer almamasını eleştiren CHP Eskişehir Milletvekili Utku ...

İçişleri Bakanlığı’ndan Davutoğlu’nun “50 bin Uygur Türkünün Çin’e gönderilecek” iddialarına yanıt

İçişleri Bakanlığı’ndan Davutoğlu’nun “50 bin Uygur Türkünün Çin’e gönderilecek” iddialarına yanıt İçişleri Bakanlık Sözcüsü İsmail ...

Sessizliğe gömülen dünya karşısında Çin’in Doğu Türkistan’a zulmü

Erdoğan’ın Doğu Türkistan’a yapılan zulmü ‘soykırım’ olarak nitelendirmesine rağmen Çin ile stratejik ilişkiler nedeniyle sessiz ...

Çinperver Vatan Partisi’nden Doğu Türkistan Karşıtı Açıklama

Cumhur İttifakı’nın gayrı resmi ortağı olarak adlandırılan Vatan Partisi, Doğu Türkistan’daki sistematik soykırımı duyuran ve ...

Skandal! Çin, Türkiye’deki Doğu Türkistan haberlerine erişim yasağı koydurmaya başladı

Doğu Türkistan’daki insanlık dramı katlanarak devam ederken, skandal bir gelişme yaşandı. Türkiye’de Doğu Türkistan ile ...