Anasayfa » Makale ve Analizler » USAK Uzmanı Çolakoğlu: “Ortadoğu’da Çin de Zemin Kaybediyor”

USAK Uzmanı Çolakoğlu: “Ortadoğu’da Çin de Zemin Kaybediyor”

*Mülakat: Emre Tunç Sakaoğlu

Son dönemde uluslararası gündemi meşgul eden, kamuoyunda yoğun bir belirsizlik ve spekülasyon ortamında cereyan eden tartışmalara da konu olan önemli bir mesele, küresel aktörlerin Ortadoğu’da yoğunlaşan kriz zemini üzerinde zıtlaşan politikaları ve yükselen gerginliğin dünya çapında bir kutuplaşmayı alevlendirebileceği endişesi… Suriye’de ve İran’da Rusya ile işbirliği içerisindeki rejimler karşısında ABD ve AB ülkelerinin sert tavrı akıllarda şu soruları doğuruyor: Bu ülkelere Batılı ülkeler tarafından gerçekleştirilecek olası bir askeri müdahale karşısında Rusya’nın kaybı ve tepkisi hangi ölçüde olur? Son on yıl içinde Rusya ve Çin arasında yükselen işbirliği ve söz konusu kriz karşısında bu ülkelerin tutundukları ortak tavır; iki büyük gücü İran ve Suriye’de Batılı ülkelerin olası askeri müdahaleleri durumunda zıt bir ittifak, bir kutup oluşturmaya kadar götürebilir mi? Yeni bir Soğuk Savaş’ın arifesinde miyiz? İşte biz de bu meseleye ışık tutmak amacıyla Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu’yla bir mülakat gerçekleştirdik.

Çin’in dış politikasında Rusya’nın yeri nedir? 

Selçuk Çolakoğlu: Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Çin ve Rusya arasında çok yoğun ilişkilerin geliştiğini görüyoruz. Soğuk Savaş döneminde ilişkiler Stalin sonrasında kesintiye uğramıştı. Bir gerginlik politikası hâkimdi. Bu durum 1985’ten itibaren nispeten değişti. 1990’larla birlikte Rusya ve Çin’in hızlı bir şekilde yakınlaştığını görüyoruz. Tabii bu dönemde yakınlaşırken iki temel politika ön plana çıktı. Bunlardan birisi Sovyetlerin yıkılışından sonra uluslararası sistemde Amerikan tek kutupluluğunu dengelemek… Çünkü ABD’nin öncülüğünde NATO’nun doğuya yayılması ve yine ABD’nin Tayvan politikası Çin’i rahatsız etmiştir. Dolayısıyla Rusya ve Çin bu kaygılarla bir araya geldiler. Diğer bir motivasyon da Sovyetler Birliği sonrası Orta Asya’da istikrara katkı sağlamak…1996 yılında Şangay Beşlisi, 2001 yılında da Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) bu gerekçelerle kuruldu. Burada tabii inisiyatif Çin’in elinde. Amacı bölgede politikalarını uygularken Rusya’nın tepkisini önlemek, bir anlamda Rusya’yı da bölgesel politikalarına yardımcı olması konusunda ikna etmek…

Bu tarz bir ilişki halen devam ediyor. Özellikle ŞİÖ’nün gelişimine baktığımızda; 11 Eylül 2001 sonrasında, ŞİÖ’nün kuruluşundan itibaren 6 ay bile geçmeden Orta Asya’ya ABD/NATO müdahalesi oldu. Rusya ve Çin birlikte ABD’nin orta Asya’da nüfuz kazanmasına karşı çıktılar. Bunda büyük ölçüde başarılı da oldular. NATO Afganistan’ın ötesine geçemedi; Kırgızistan ve Özbekistan üzerinde nüfuzunu koruyamadı.

Bununla birlikte 2005-2006 yılları sonrasında işbirliğinde bir duraklama dönemine girildiğini görüyoruz. Burada yavaşlamanın temel sebebi Rusya’nın endişeleri… Bunun iki gerekçesi var. Birincisi, Çin büyük bir ivmeyle ekonomisini güçlendiriyor ve çevre bölgelerin (Orta Asya ve Rusya’nın) pazarlarını ve kaynaklarını ele geçiriyor. İkincisi Çin’in hızlı büyüyen ve yoğun nüfusu sınırın hemen ötesinde Rus Uzakdoğusu’ndaki azalan ve seyrek nüfusu tedirgin ediyor. Çin’in Orta Asya’daki seyrek nüfuslu komşularını da öyle… Çin, işbirliği sürecini Rusya müsaade ettiği sürece devam ettirebiliyor. 90’lı yıllardan itibaren bakıldığında ilişkiler genel anlamda olumlu seyretmekle birlikte son beş-altı yılda ilişkilerde bir durağanlaşma fark ediliyor.

Rusya’nın Çin’e ileri teknoloji silah ve askeri mühimmat satması ilişkileri güçlendiriyor. Rusya’nın petrol ve doğalgazına Çin’in talebi yükseliyor. Çok yönlü bir işbirliği söz konusu… Ancak bu işbirliği müttefiklik seviyesine çıkacak gibi gözükmüyor.

Önümüzdeki döneme ilişkin olarak iki ülke arasında işbirliği alanları ve işbirliğinin sınırları nelerdir? 

Selçuk Çolakoğlu: Resmi söylem bazında Çin’in Rusya’ya bakış açısı çok olumlu; ilişkilerde bahar havası esiyor. Zaman zaman, son Suriye kararında olduğu gibi, iki ülke beraber hareket ediyor. Örneğin Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde askeri müdahale tasarısını veto etmesini takiben Çin de aynı şekilde tasarıyı veto etti. Bu iki ülke zaman zaman BM çatısı altında birlikte hareket edebiliyorlar.

Son dönemde özellikle Putin’in hazırlattığı Yeni Güvenlik Strateji Belgesi’nde Çin’in bir tehdit olarak sayılmasının Rusya açısından Çin stratejisinde bir değişime işaret edip etmediğini değerlendirmek lazım.

İki ülkenin ilişkileri hiçbir zaman için NATO’daki müttefik ülkeler düzeyinde olmadı. Çıkarların uyuştuğu noktada ortak bir duruş var ancak iki ülke birbirini müttefik olarak görmüyorlar, bunun altını çizmek lazım. En son bu hafta başında Çin’de Şangay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün misafiri olduk. Yine Şangay Uluslararası Araştırmalar Üniversitesi’ni ziyaret ettik. Orda da yine gerek BRICs ülkeleri arasında, gerekse ŞİÖ bünyesinde izlenen politikalar masaya yatırıldı. Çin ve Rusya’nın uzlaştıkları noktalarda ortaklık sergiledikleri; uzlaşamadıkları yerlerde de işbirliği alternatifleri geliştirmekte çok da zorlanmadıklarını görüyoruz. Özellikle ŞİÖ, Türkiye’deki algının aksine özellikle sınır güvenliğini ve anlaşmalarını sağlamak üzere kurulmuş bir örgüt – NATO’nun bir alternatifi değil. Böyle bir yapılanma söz konusu değil. İki taraf açısından ortak tehditler var. Amerika’nın bölgeden uzaklaştırılması ve Orta Asya merkezli radikal dini hareketlerin ve terör örgütlerinin etkisinin sınırlandırılması ortaklığın temel dayanakları… Çok geniş bir işbirliği yelpazesinden bahsedemeyiz. Dolayısıyla ŞİÖ burada donmuş durumda.

Petrol ve doğalgaz alımı anlaşmalarında Çin aslında Rusya’ya Türkiye’nin olduğu gibi tek taraflı bağımlı olmak istemiyor. Çünkü Rusya’yı şu anda olmasa bile gelecekte tekrar kendisine rakip olabilecek bir ülke olarak görüyor. Çin’in yeni stratejisi Hazar enerji kaynaklarına Türkmenistan ve Kazakistan, hatta Azerbaycan üzerinden; daha küçük ve üzerinde etki kurabileceği ülkeler üzerinden ulaşmak şeklide.

Ortak sorunlara karşı ortak politikalar geliştirmek üzere şekillenen ikili ilişkiler uyuşan noktalarda meyvesini verdi. İlişkilerin bu noktadan daha ileri gitmesi zor görünüyor.

Rusya enerji sektörüne bağlı… Oysa Çin üretken bir toplum; bilgi teknolojisi bile üretiyor. Nüfusu da çok dinamik… Potansiyel açısından Çin’in yeni konumu Rusya’yı rahatsız ediyor.

Bildiğiniz gibi Rusya özellikle Suriye konusunda oldukça aktif bir diplomasi politikası izliyor. Çin ise aynı derecede aktif değil; bu da kamuoyunda Çin’in Rusya ne yaparsa onu takip edeceği, “sonuna kadar” Rusya’nın peşinden hareket edebileceği gibi bir izlenim doğuruyor. Sizce Çin Rusya ile ne ölçüde aynı saflarda yer alıyor? 

Selçuk Çolakoğlu: Türkiye’den bakıldığında Rusya ve Çin’in bir blok halinde hareket ettiği görülüyor. Oysa konuyu bu hafta görüştüğümüz Çinli muhataplarımız daha farklı değerlendiriyor. Vurguladıklarına göre Çin’in Rusya ile birlikte Suriye’ye müdahale tasarısını veto etmesinin altında yatan gerekçeler Rusya’nın veto gerekçelerinden biraz farklı. Rusya daha çok çıkarları bazında karar alıyor; ancak Çin prensiplere önem veriyor. Rusya’nın özellikle Soğuk Savaş Dönemi’nden beri Suriye’de askeri, ekonomik ve politik çıkarları var. Oysa Çin BM kararını dengeli bulmadığı; kararın iktidara söz hakkı tanımadığı, barış ve demokrasi getireceğine inanmadığı için veto hakkını kullandı. Buradan şu çıkarılabilir: Çin hem Rusya’yı hem de Batı dünyasını ilkesiz davranmakla itham ediyor.

Çin özellikle Afganistan, Irak ve Libya müdahalelerinin çözümsüzlük yarattığını, iç savaş ve çatışmaları körüklediğini vurguluyor. Dış müdahalelere karşı olmayı genel bir “prensip” olarak görüyor; örneğin Çin’in Suriye’de herhangi bir çıkarı da bulunmuyor. Çin ne rejimi ne muhalifleri tuttuğunu ısrarla dile getiriyor. Çin’in tavrı Rusya’dan kendisini bir ölçüde ayrıştırıyor. Çin’in Suriye ilişkileri zaten kısıtlı ölçüdeydi. Çin gerekli şartlar oluştuğunda Rusya’dan farklı ve bağımsız hareket edebilecektir. Bu anlamda ne pahasına olursa olsun Rusya’yı desteklemek gibi bir politika söz konusu değil.

Çin Rusya’yı birçok konuda faydacı, ilkesiz veya çıkarcı buluyor. Çin nükleer silahlanmaya İran, Pakistan, Kuzey Kore örneklerinde sıcak bakmıyor. Ancak bu ülkelere dışardan yapılacak bir müdahalenin hiçbir çözüm sunmayacağına inanıyor. Bu sorunlar Çin’e göre diplomatik yollarla çözülmeli. Takınılan tavır itibariyle Rusya ve Çin’in yakın politikalara sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Pakistan ve Kuzey Kore konusunda, bu iki ülke Çin’in komşuları ve yakın çevresinde oldukları için Çin daha aktif davranır. Ancak İran’da Çin, Rusya ile birlikte hareket ederek kendisine ikincil bir rol biçiyor. İran’daki pastadan (nükleer santrallerin kurulması vs.) pay almak istiyor, ancak bu demek değil ki İran’ın nükleer bir güç olması Çin tarafından destekleniyor. Çin nükleer silahlanmaya karşı, bu durumu çıkarına görmüyor.

Arap Baharı ve rejim değişiklikleri Rusya açısından bölgedeki ekonomik çıkarlarına yönelik bir tehdit teşkil ediyor. Peki, genel anlamda Arap Baharı ve Suriye’de olası bir rejim değişikliği aynı zamanda Çin’in ekonomik çıkarlarını, örneğin enerji güvenliğini tehdit ediyor mu? 

Selçuk Çolakoğlu: Arap Baharı doğrudan Çin’e zarar verdi. Çin’in örneğin Libya’da enerji de dâhil birçok alanda ciddi miktarda yatırımı ve ortaklığı vardı, artık yok. Sudan bölündü ki bu ülke Çin’in petrol kaynakları bakımından tedarikçisiydi. Müdahalelerin ve rejim değişikliklerinin olduğu yerlerde Çin’in zemin kaybettiğini görüyoruz. Aynı durum Rusya için de büyük oranda geçerli.

İran’a müdahale çok kısıtlı olacaktır. İşgal şeklinde olması olası değil. İran tarihsel derinliği olan güçlü bir devlet… Arap ülkelerinden farklı… Rusya, İran’a olası bir müdahalenin, çevrelenmesi anlamına geldiğini düşünebilir; çünkü İran Rusya’ya aynı zamanda bir manevra alanı da sağlıyor. Çin de özellikle petrol sevkiyatı açısından böyle bir müdahaleye sıcak bakmayacaktır. Ancak Rusya kadar aktif bir rol alacağını sanmıyorum. Çin’de siyasal anlamda halen kendi bölgesi dışına çıkmama politikası hâkim. Tayvan, Kuzey Kore, nispeten Pakistan bu bölgeye dâhil… Ancak İran, Çin’in birincil derecede çıkarının olduğu bölgeye girmiyor. Muhtemel bir müdahaleye Rusya kadar sert tepki vermez, ama Rusya’nın duruşuna destek verir.

Emre Tunç Sakaoğlu, USAK Stratejik Gündem

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

Mehmet Emincan Yunus Damollam, Çin’in işkence kampında şehit oldu

Mehmet Emincan Yunus Damollam, Çin’in toplama kampında şehit olduÇin Doğu Türkistan Halkını yok etmek için ...

Doğu Türkistan’da Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım

Doğu Türkistan’da Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım ÖNSÖZ  “Bayılmadan önce duyduğum son söz  Uygur olmamın ...

Çin’in Doğu Türkistan’da barışçıl gösterilere kanlı müdahalesinin 11. yıl dönümü

Bugün 5 Temmuz 2020. Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de Çin güvenlik güçleri ve silahlı paramilislerin barışçıl ...

46 ülkeden, Çin’in Doğu Türkistan’da uygulamakta olan baskıcı politikasına destek

46 ülkeden, Çin’in Doğu Türkistan’da uygulamakta olan baskıcı politikasına destek Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konseyi ...

TÜRK AVUKATLARIN DOĞU TÜRKİSTAN MÜCADELESİ: BAŞVURULAR BM’YE ULAŞTI

Türkiye’de faaliyet gösteren hukukçulardan oluşan Hukuk ve Fikir Platformu, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği baskıları, ...

Doğu Türkistan Raporu: Geçmişten Bugüne Dinî ve Etnik Baskılar

Giriş İnişli çıkışlı tarihî seyri içinde 1949 senesine kadar bir şekilde bağımsızlığını koruyan Doğu Türkistan, ...

Doğu Türkistan Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım

İHH Mütevelli Heyeti Üyesi Murat Yılmaz tarafından hazırlanan “Doğu Türkistan Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım” ...

Doğu Türkistan zulmü BM’de

Türkiye’nin farklı şehirlerindeki barolara kayıtlı 100 avukat, Doğu Türkistan’da yaşanan baskı ve zulümleri BM İnsan ...

20 asker ölmüştü: Çin ile Hindistan sorunu barışçıl yollarla çözmek için anlaştı

Gelen son dakika haberine göre Çin, Hindistan ile sınır bölgesinde onlarca askerin hayatını kaybettiği çatışmanın ...