Anasayfa » Makale ve Analizler » YENİ İPEK YOLU VE TÜRKİYE-2

YENİ İPEK YOLU VE TÜRKİYE-2

Türkiye kendi bölgesinde yükselmeye başlamış bir güç olarak etki ve menfaat alanlarında çıkarlarını koruyabilmek için gereken ilişkileri kurmak zorundadır. Siyasi açıdan bakıldığında Çin için Türkiye daha çok güvenlik problemlerini ilgilendiren bir ülkedir. Çin’de Uygur Türkleri’nin sebep olabilecekleri olaylar ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlık isteği, Türkiye’nin bu insanlarla olan akrabalık ilişkileri, Çin tarafından hassas bir konu olarak değerlendirilmektedir. Bu hassas bölgelerde Çin, kendi güvenliği açısından çok tehlikeli gördüğü “Pantürkist” ve “Panislamist” akımların kaynağı olarak Türkiye’yi görmektedir. Türkiye’de ise Çin denince daha çok ucuz mallar akla gelmektedir. Davudoğlu’nun ziyaretinin ardından, Nisan 2011′de başbakanımız Sayın Erdoğan’ın yaptığı ziyaret iki ülke arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemede olumlu gelişmelere yol açmıştır. Davudoğlu’nun ziyaretine katılan İçişleri Bakanı Atalay, “Türkiye topraklarında Çin aleyhine hiç bir faaliyete asla izin verilmeyeceği” açıklamasını yapmış ve organize suçlar, kaçakçılık, yasadışı göç, sınır ötesi suçlar, internet suçları ve bölücü terörle mücadelede işbirliği ve koordinasyon konusunda protokol imzalamıştı. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Büro üyesi Cou Yongkang ile de görüşen Atalay, Çin’in Doğu Türkistan’daki çok sert asayiş önlemleri ve buradaki Türkleri bölücülükle suçlayarak bu konuda Türkiye’den taleplerde bulunması üzerine de şu açıklamayı ilave etmişti: “Çin ile aramızda köprü olan soydaşlarımız, kardeşlerimiz, Uygur Türkleriyle ilgili konular her zaman gündeme gelir. Uygur Türkleri’nin bir arada Çin’in bir parçası olarak gelişmeleri, bütün haklardan faydalanmaları, özgürce yaşamaları, ekonomik durumlarının iyi olması ve hayatın içinde aktif bulunmaları bizim için önemlidir”. Sayın İçişleri Bakanı’mızın bu açıklamaları aslında Türk Dış Politikası’nın Uygur Türkleri konusundaki resmi politikasını özetlemektedir: Bağımsız bir Doğu Türkistan’a hayır, Uygur Türkleri’nin ekonomik ve sosyal açıdan, Çin ile entegre bir şekilde gelişme ve kalkınmasına evet. Urumçi olayları konusunda Türkiye’nin başlangıçta verdiği sert mesajlar ve özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Çin’i “soykırım” yapmakla suçlaması Çin kamuoyunda Türkiye’yi cezalandırma seslerinin yükselmesiyle sonuçlanmıştı. İnternet sitelerinde PKK terör örgütüne ve Ermeni soykırım iddialarına destek verilmesi ve hatta Türkiye’nin terörü destekleyen bir ülke olarak ilan edilmesi istenmişti.
Çin’de 56 tane etnik grup bir arada yaşıyor. Uygur Özerk Bölgesi en büyük yüz ölçümüne sahip: 1 milyon 828 bin 418 kilometre kare. Barındırdığı 30 milyon nüfusun yarısı Türklerden oluşur. Tarih boyunca Orta Asya’da kurulmuş Türk Devletleri’nin ve hanlıklarının merkezi olan bu bölgede İskit Türkleri, Hun Türkleri, Göktürk İmparatorluğu, Uygur Devleti, Karluk ve Karahanlılar Devletleri ve Saidiye Hanlığı yaşamıştır. Çin Mançu İmparatorluğu 1759 yılında Doğu Türkistan’ı işgal edince, Çin ile bin yıldır süren barış dönemi son bulmuştur. O tarihten beri Doğu Türkistan’da Çin’e karşı 200 ayaklanma olmuş, Doğu Türkistan 3 kez bağımsızlık kazanmıştır. Bugün Doğu Türkistan’da tarihi, kültürü ve etnik geçmişiyle ilgili bilgilerin resmi yorumdan farklı olarak verilmesi yasaktır. Öğretim kurumlarının yabancı ülkelerdeki öğretim kurumlarıyla ilişki kurması yasaktır. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı çok yüksektir. Sık sık alfabe değiştirilmesi eğitim ve öğretimi ciddi ölçülerde aksatıyor. Uygun Özerk Bölgesi’nden sonra ikinci en büyük yüz ölçümüne sahip olan Tibet (1 milyon 228 bin 400 kilometre kare) de Çin tarafından işgal edilmişti. 1949 yılında 2000 yıllık Çin İmparatorluğu yıkılarak yerine Mao önderliğinde Komünist rejime dayalı Çin Halk Cumhuriyeti kurulunca, din kavramı sorgulanır hale gelmişti. Komünist rejime göre din, insanları uyuşturmakta ve çalışmaktan alıkoymaktadır. Tibet ise Budizm dininin merkezi konumundadır. 1950 yılında Çin Tibet’i işgal etti, ibadethaneleri tahrip ederek Budist din adamlarını tutukladı. Tibet’de de bu yüzden ayaklanma ve direnişler olagelmektedir.
Günümüzde canlandırılmaya çalışılan yeni ipek yolunun merkezi Afganistan’dır. Afganistan halen yönetimsel kargaşa, terörizm, fakirlik ve ekonomik çöküntülerin batağında bir ülkedir. Amerika’nın Afganistan sorununu, ipek yolunu yeniden canlandırarak çözme girişimi ne derecede gerçekleşecektir? Dünya uyuşturucu üretiminin büyük çoğunluğunu karşılayan ve on yıllardır iç savaş içindeki ülkede, güvenlik ve istikrar sağlanmadan ticaret köprüleri kurulabilecek midir? Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Güney Asya ve Hint Okyanusu’na ticari anlamda açılması, Afganistan’a göre daha kolay görünmektedir. Hindistan ve Pakistan arasındaki tarihsel düşmanlık da yeniden inşası düşünülen ipek yolu üzerinde önemli bir tehdit oluşturmaktadır.
Yeni İpek Yolu Projesi fikrinin Amerikan üniversite çevrelerinden çıktı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı da bu projeye sahip çıktı. Obama’nın Hindistan ile ilişkilerini geliştirmek üzere yaptığı yeni açılımlar bu proje çerçevesinde değerlendirilmelidir. Amerika projeye işlerlik kazandırmak için Pakistan’da yeni limanlar inşa etmekte ve Afganistan’da yatırımlar yapmaktadır. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde olan Özbekistan, Afganistan ile ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır.
Yeni İpek Yolu geçerlik kazandığında yukarıda sayılan bütün bölge ülkeleri bundan fayda göreceklerdir. Türkiye’nin bu projede aktif yer alması ekonomik ve siyasi anlamda güçlenmesine ivme kazandıracaktır. Krizde bulunan Dünya ülkelerinin aksine gerçekleştirdiği ekonomik büyüme ve Avrupa’ya geçip kapısı olması münasebetiyle sahip olduğu önemli jeopolitik konum, projeye dahil olmasını kolaylaştıran unsurlardır. Yeni İpek Yolu üzerinde gelişmekte olan bölge ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini canlandırması, ülke ekonomisine olumlu katkı yapacağı gibi, siyasi anlamda da kültürel, dini ve soy yakınlığı olan ülke ve topluluklar üzerinde nüfuz kazanmasına da yardımcı olacak, Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını artıracaktır.
Ayrıca İpek Yolu’nun bir ucunda bulunan Dünya’nın ikinci büyük ekonomisine sahip Çin ile, halihazırda dezavantajlı konumda olduğu ekonomik dengesizliği de düzeltme imkanı doğabilir. Son 10 yılda Türkiye’nin Çin ile gerçekleşen yıllık ticaret hacmi 21 kat artarak 24 milyar dolara ulaştı. Fakat bu miktar içinde Türkiye’nin katkısı sadece 2,5 milyar dolar gibi düşük bir seviyede kaldı. Yani Çin Türkiye’ye 21,5 milyar dolarlık mal satarken, Türkiye Çin’e 2,5 milyar dolarlık satış yapabilmiştir. Çin ile ticarette 19 milyar doları geçen bir açık var. Türkiye’nin Çin ile olan dış ticaret açığı, bütün dış ticaret açığının beşte birine karşılık geliyor. Dezavantaj sadece rakamsal düzeyde değil. Çin Türkiye’ye yaşamın her alanında kullanılabilen mallar ve ürünler satmayı başarabilirken (inşaat malzemeleri, makine, oyuncak…), Türkiye bor, krom gibi işlenmemiş madde (hammadde) satabilmekte. Dolayısıyla dış ticaretteki mal çeşitliliği noktasında da Türkiye aleyhine bir durum söz konusu.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile entegrasyonu Orta Asya’daki devletlerle ilişkilerini olumlu yönde etkileyecektir. Bölgede iş yapan Türk firmalarının sayısı artacaktır. Zira Avrupa ile sınırlar kalktığında, Türkiye bir Avrupa ülkesi haline geldiğinde, ticari ve ekonomik faaliyetlerde jeopolitik konumunu kullanması çok kolaylaşacak, Avrupa ile Asya arasında köprü olmasının bütün avantajını kullanacaktır. Orta Asya’da 1991-1992 yıllarında bağımsızlığını kazanmış olan ülkelerle yakın ilişkiler kurmuş olması, soy ve din bağları, Türkiye’yi diğer Avrupa ülkelerine göre daha avantajlı yapacaktır.
Bölgesel güç olmaya soyunan bir diğer ülke İran da jeopolitik konumu nedeniyle bir geçiş ülkesi olup, stratejik satranç tahtasının önemli bir oyuncusudur. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra bölgesel politikalara ağırlık vermiştir. Soğuk savaş döneminde bölge ülkelerinin yarısıyla komşuluk ilişkileri kuramayan İran, artık dış politikada daha ağırlıkla roller üstlenme arzusundadır. Ticari anlamda büyük potansiyele sahip olmasına karşın, kendi içinde yaşadığı ekonomik ve politik problemler, Amerika’nın İran’ı izole etme politikası yüzünden bölgedeki konumu yeterince gelişememiştir. Son dönemlerde Afganistan ve Türkmenistan’la ve diğer Orta Asya ülkeleriyle bağlantılı otoyol ağı inşa etmiştir. Kazakistan ile Hazar Denizi vasıtasıyla ticaretini geliştirmektedir. Tacikistan’da bir hidroelektrik santrali kurmuştur. Ekonomide kendi içine kapalı olmaktan kurtularak Dünya ile etkileşim içinde açık pazar ekonomisine geçiş istemektedir. İpek Yolu konusunda İran’ın tutumunu kendi iç dinamikleri ve politik değişimleri belirleyecektir. Bu durum İran’ın Türkiye’den farkıdır. Türkiye için İpek Yolu Projesinde aktif rol oynayabilme bir iç politika veya rejim sorunu değildir. Türkiye ekonomisini dışa açmış ve Dünya ile entegre olmayı büyük ölçüde başarmıştır. Türkiye için sorun, siyasi iradenin başarılı olup olamaması, ödevinin iyi yapıp yapamaması anlamındadır.
Rusya tarihsel faktörler ve coğrafi konumu nedeniyle bir Avrasya gücüdür. Yani hem Avrupa’da hem de Asya’da güçlü bir Devlettir. Rusya’nın çevresindeki 5 etnik ve kültürel oluşum kendisi için çok önemlidir. Bunlar Çin, Afganistan’ın Kuzeyindeki Türki Devletler, İran’ın Kuzayindeki Türki topluluklar, Hindistan ve Pakistan. Bunlarla ilişkilerini geliştiren ve ekonomik entegrasyon sağlayabilen Rusya olduğundan da daha fazla güçlenir. Sibirya’dan Hindistan’a uzanan bir enerji yolu oluşturma planı, İpek Yolu için enerji istasyonu görevini alabilir ve bundan büyük ekonomik fayda sağlayabilir. Günümüzde yaşadığı problemler nedeniyle bölgede gücünü tam olarak kullanamayan Rusya, gelecekte daha da büyük rol oynayabilir. Bu maksatla Büyük Altay projesini devreye koymak istemektedir.
Ancak ne olura olsun, İpek Yolu’nun geçerlik kazanması ve ekonomik fayda sağlayabilmesi için Orta ve Uzak Doğu’da ve Orta Asya’da güvenlik ve istikrarın kalıcı hale gelmesi ön şarttır. Kabilecilik, otonom ve yarı otonom etnik yapıların, nükleer silah özlemi ve rekabetinin, uyuşturucu trafiği, terörizm ve bölge ülkeleri arasındaki düşmanlıkların proje üzerinde tehdit unsuru oldukları unutulmamalıdır. Özellikle merkez ülke olan Afganistan’ın siyasi ve ekonomik istikrarıyla, güvenlik sorunu mutlak surette çözümlenmelidir.

Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi
Akin Eraslan BALCI
Yazarın Tüm Yazıları Akin Eraslan BALCI
Akın Eraslan website

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

DOĞU TÜRKİSTAN’DAN ACI HABERİ GELEN EKREM MEHMET’İN ARKADAŞLARI, QHA’YA KONUŞTU

Çin yönetiminin, Doğu Türkistan’daki sürdürdüğü baskı ve asimilasyon politikalarına maruz kalan Uygur Türkleri hakkında her ...

Çin’in Doğu Türkistan’da barışçıl gösterilere kanlı müdahalesinin 11. yıl dönümü

Bugün 5 Temmuz 2020. Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de Çin güvenlik güçleri ve silahlı paramilislerin barışçıl ...

46 ülkeden, Çin’in Doğu Türkistan’da uygulamakta olan baskıcı politikasına destek

46 ülkeden, Çin’in Doğu Türkistan’da uygulamakta olan baskıcı politikasına destek Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konseyi ...

TÜRK AVUKATLARIN DOĞU TÜRKİSTAN MÜCADELESİ: BAŞVURULAR BM’YE ULAŞTI

Türkiye’de faaliyet gösteren hukukçulardan oluşan Hukuk ve Fikir Platformu, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği baskıları, ...

Doğu Türkistan Raporu: Geçmişten Bugüne Dinî ve Etnik Baskılar

Giriş İnişli çıkışlı tarihî seyri içinde 1949 senesine kadar bir şekilde bağımsızlığını koruyan Doğu Türkistan, ...

Doğu Türkistan Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım

İHH Mütevelli Heyeti Üyesi Murat Yılmaz tarafından hazırlanan “Doğu Türkistan Toplama Kampları: Adım Adım Soykırım” ...

Doğu Türkistan zulmü BM’de

Türkiye’nin farklı şehirlerindeki barolara kayıtlı 100 avukat, Doğu Türkistan’da yaşanan baskı ve zulümleri BM İnsan ...

Çin ile Hindistan arasındaki çatışmalarda ölü sayısı 20’ye yükseldi

İki dev nüfuslu ülke arasında tehlikeli çatışmalar devam ediyor. Son olarak statüsü tartışmalı Keşmir bölgesinde ...

Doğu Türkistan’ın Bayrağını Aşağılayan Firmayı Kınıyoruz

Doğu Türkistan’ın Bayrağını Aşağılayan Firmayı Kınıyoruz. Her toplumun milli değerleri o toplum için candan daha ...