Anasayfa » Haberler » Çin işgal altındaki Doğu Türkistanda Pirimitif Bir Yasak

Çin işgal altındaki Doğu Türkistanda Pirimitif Bir Yasak

Çin’in Uygur Özerk Bölgesinde Pirimitif Bir Yasak

MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Recep KARAGÖZ’ün Çin Ankara Büyükelçisi’ne göndermiş olduğu mektup aşağıdadır.

Çin’in, milyonlarca Müslüman çoğunluk nüfusa sahip Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde din ve inanç özgürlüğünü hiçe sayan pirimitif bir uygulama yürürlüğe konulduğu Türkiye ve Dünya basınına yansımış bulunmaktadır. Bölge yönetiminin internet sitesinde yayınlanan genelgeye göre; “Komünist Parti kadrolarının, devlet memurlarının (emekliler dâhil) ve öğrencilerin Ramazan ayına özgü dini faaliyetlerde bulunması yasaklanmıştır” denilmektedir.

Söz konusu genelgeye gerekçe olarak;  “Ramazan boyunca toplumsal istikrarın sağlanması” amaçlandığı ifade edilmiştir. Yine bu genelge ile öğrencilerin Ramazan ayı boyunca camilere gitmeleri yasaklandığı ileri sürülmektedir.

MAZLUMDER 2010 yılında yayımladığı Doğu Türkistan İnsan Hakları Raporu’nda bölgede yaşanan din ve inanç özgürlüğü bağlamında yaşanan sorunları kamuoyuyla paylaşmıştı. Rapora göre:

Çin’de ve Doğu Türkistan’da yaşayan, özellikle çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ve Hıristiyanların da içinde bulunduğu gruplara karşı uzun yıllardan beri baskı politikaları uygulanmakta ve Çin, hem kendi yasalarına hem de uluslar arası alanda imza attığı anlaşma hükümlerine zıt uygulamalarla halkın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamaktadır.

Doğu Türkistan’da yaşayan Müslümanlar, sadece Müslüman, oldukları için gerek gündelik hayatta gerekse dini hayatta çok fazla sıkıntı çekmektedirler. İslam’ın temel şartlarından olan namaz kılmak, oruç tutmak ve hacca gitmek gibi toplumsal hafızayı dinç tutabilecek uygulamalara, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine de aykırı olmasına rağmen, Çin hükümeti tarafından sınırlamalar getirilmiştir.

Dünyanın bir başka yerinde rastlanılmayan ancak sadece Doğu Türkistan’da rastlanılan bir başka insan hakları ihlali ise camilere giriş çıkışların sınırlandırılmasıdır. Camilerin kapılarına asılan listelerde camiye girmesi, camide ibadet etmesi yasak olan kişiler belirtilmektedir. Yasaklananlar listesinde 18 yaşın altındakiler, memurlar, işçiler, emekliler, izne ayrılmış olanlar, belediye görevlileri, parti mensupları ve kadınlar vardır. Oysa aynı bölgede Budistlere ait tapınaklar da mevcut olmasına rağmen o tapınakların kapısında içeri girmesi yasaklı olanların listesi asılı değildir. Bu da göstermektedir ki Çin hükümeti, Müslümanlara yönelikhem dinî hem de etnik ayrımcılık yapmakta ve bunu gizleme ihtiyacı dahi görmemektedir.

1949 işgalinden beri “ulusal birliğe zarar verdiği”, “insan sağlığını bozduğu” ve “eğitimi engellediği” gibi çeşitli bahanelerle Müslümanların ibadet yerleri olan camiler ya yıkılmış ya kapatılmış ya da asli amacının dışında (domuz ahırı, tiyatro, depo gibi) kullanılmıştır. Bugüne kadar yıkılan ve kapatılan ibadet yerlerinin sayısı ise on binlerle ifade edilmektedir.

Doğu Türkistan’daki camilerin girişlerine asılan bildirilerle kimlerin camiye girebileceği kimlerin giremeyeceği belirtilmektedir. Buna göre devlet memurlarının, öğrencilerin, kadınların ve çocukların camilerde ibadet etmeleri yasaklanmıştır. Ayrıca, bir kişinin kendi mahallesindeki camiden başka bir yerde namaz kılması da yasaklanmış ve uymayanlara ağır cezalar verilmiştir. Müslüman ve bilinçli bireylerin yetişmesinde en temel faktör olan din eğitimi de yasaklanan faaliyetler listesinde yer almaktadır. Müslüman Doğu Türkistanlıların çocuklarına dahi dini eğitim vermeleri, dini eğitim almak için medreselere gitmeleri, evlerinde dini kitaplar bulundurmaları ve bunları okumaları yasaklanmıştır.

Dini atmosferin yoğun bir şekilde yaşandığı Ramazan ayları ise dini faaliyetlere en çok baskı uygulanan zamanlardır. Okullarda, iş yerlerinde ve kamu kuruluşlarında kimlerin oruç tutup tutmadığı kontrol edilmekte ve tutanlara cezalar verilmektedir. Ayrıca kültürel ve dinsel hafızayı canlı tutan, “vaaz”, “ezan”, “minare”, “kilise” gibi dini simgelerin ortadan kaldırılması; “namaz”, “ayin”, “dini nikâh”, “sünnet”, “Peygamber’in doğum ve ölüm günleri kutlamaları”, “dini bayramlar” ve “cenaze” gibi kitleyi etkileyen dini törenlere kısıtlama getirilmesi vb.

Evrensel sözleşmelerde olduğu gibi Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 18. maddesi de düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü içermektedir. “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kendi tercihiyle bir dini kabul etme veya bir inanca sahip olma özgürlüğü ile tek başına veya başkalarıyla birlikte toplu bir biçimde, aleni veya özel olarak, dinini veya inancını ibadet, uygulama, öğretim şeklinde açığa vurma özgürlüğünü de içerir.”

Buna göre, “Dini inanç”, “ din” ve “normal dini faaliyetler” gibi kavramları Çin hükümeti, herkesin anladığından farklı olarak, kendince anlamlandıramaz.

Din ve vicdan özgürlüğü, en temel insan haklarındandır. Bunların teminat altına alınamadığı bir ülkede “toplumsal istikrarın sağlanması”ndan, insan haklarına saygıdan bahsedilemez.


Recep KARAGÖZ
MAZLUMDER Genel Bşk. Yrd.

Hakkında admin

Cevapla