Anasayfa » Yazarlar » Dr. Erkin Ekrem » Çin’in Suriye Sorunu Üzerindeki Temel Çıkarları: Rusya Faktörü

Çin’in Suriye Sorunu Üzerindeki Temel Çıkarları: Rusya Faktörü

Suriye Sorunu Üzerinde Çin-Rusya İşbirliği
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri, Türkiye, Katar, Irak ve Kuveyt’in dışişleri bakanları, 30 Haziran’da, Birleşmiş Miletler ve Arap Birliği Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’ın çağrısı ile Cenevre’de toplandılar ve Suriye’de geçiş hükümetinin kurulması hakkında bir karar aldılar. Rusya ile Çin’in Cenevre toplantısındaki tutumu bu iki ülkenin Suriye sorunu üzerinde politik tutumundaki değişiklik olarak algılanmıştır. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ifade ettiği bu önemli kararı Rusya ve Çin de desteklemiştir.[1] Ancak, Rusya ve Çin 6 Temmuz’daki BM İnsan Hakları Konseyi’nde ABD ve Türkiye’nin sunduğu Suriye İnsan Hakları Raporu’nun oylamasına ret oyu (41 evet, 3 ret ve 3 çekimser) vermiştir.[2] Çin’e göre bu tek taraflı bir suçlamadır ve buna daha önce sunulan rapor ile bir farkı olmadığı için karşı çıkmıştır. Suriye sorunu üzerinde Çin ve Rusya her zaman aynı tutum içinde olduğunu bir kez daha göstermiştir. Çin ve Rusya, Suriye sorunu üzerindeki ortak siyasî tavırlarını, 6 Temmuz Paris’te düzenlenen III. Suriye Halkının Dostları Grubu toplantısına katılmamakla göstermiştir.
Tunus ve İstanbul’dan sonra III. Suriye Halkının Dostları Grubu toplantısı 6 Temmuz’da Paris’te düzenlemiştir. Bu toplantıya olan ilginin gidererek arttığı da anlaşılmaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasında ifade ettiği gibi Tunus’ta 40, İstanbul’da 60, Paris’te 100’ün üzerinde ülke bu toplantıya iştirak etmiştir. Ancak, Rusya ile Çin bu toplantıyı boykot ederek katılmamışlardır. Toplantıda, Rusya ve Çin’in Suriye’de yaşanan şiddete son verilmesini engellemelerinin bedelini ödeyeceklerinin gösterilmesi gerektiğini söyleyen Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “Bu toplantıya gelmek yeterli değildir. Açıkça söylemeliyim ki, Rusya ve Çin’in bir bedel ödediklerini düşündüğünü hiç sanmıyorum. Bu durum artık kabul edilemez” diye konuşmuştur. Clinton ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin Cenevre’de geçen hafta düzenlenen Eylem Grubu toplantısında, Suriye’de geçiş hükümetinin kurulması kararının çıkarılmasını önermiştir. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Suriye Devlet Başkanı Esed’e baskının artmasını ve Beşşar Esed’in istifa etmesi gerektiğini ifadeederken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu toplantıda yaptığı konuşmasında, Suriye rejimine destek olan rejimlerin de izole edilmesini ve Suriye yönetimine yönelik uluslararası baskının artırılması gerektiğini belirtmiştir.
Toplantının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, BM Güvenlik Konseyi’ne, 30 Haziran’da Cenevre’de yapılan toplantıda Suriye’de geçiş hükümeti kurulması konusunda varılan uzlaşma ve Annan planı temel alınarak, acilen yaptırımların uygulanması zorunluluğunu da içeren bağlayıcı bir karar alınması istenmiştir. Alınacak kararlara uymayan ülkelere kuvvet kullanımı da dâhil yaptırım uygulanması öngörülmektedir. Bildirgede, Esed’ın iktidarı derhal terk etmesi ve Suriye muhalefetine yardımın attırılması çağrısı da yinelenmiştir.
Rusya Dışişleri Bakanı, Clinton’un bu eleştirilerine karşı cevap vermekte gecikmemiştir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Gennadi Gatilov, açıklamanın doğru olmadığını ve Paris’te alınan kararların geçen hafta Cenevre’de varılan anlaşmaya aykırı olduğunu ifade etmiştir. Gennadi Gatilov, Rusya’nın Paris’teki toplantıya taraflı olduğu gerekçesiyle katılmadığını, geçen hafta Cenevre’de kabul edilen 2. Annan Planı’nın Esed’in gitmesi anlamına gelmediğini ve ülkenin kaderine Suriyelilerin karar vermesi gerektiğini belirtmiştir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Riabkov’un İtar-Tass ajansına yaptığı açıklamada Rusya’nın Suriye’nin içinde bulunduğu durumda Beşşar Esed rejimini desteklediklerine ilişkin iddiaları kesin dille reddediyoruz diye konuşmuştur. Dışişleri Bakanı Clinton’un ifadesini “gayri ahlaki” olarak tanımlayan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandr Lukaşeviç, Suriye’nin Dostları grubunun siyasi olarak yanlış bir girişim olduğunu ve ABD ve müttefiklerinin Suriye’deki çatışmaları derinleştirdiğini öne sürmüştür.
Pekin de derhal tepkisini göstermiştir. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Liu Weimin’in 7 Temmuz’da yaptığı özel açıklamada, Dışişleri Bakanı Clinton’un açıklamasının “kesinlikle kabul edilemez” olarak belirtmiştir. Sözcü Liu Weimin’e göre, “Suriye sorununun çözümünü engelleyen Çin değil, tam aksine Çin’in BM Şartı ve uluslararası ilişkiler normlarıınn korunması, bölgesel barış ve istikrarın korunması, Suriye halkının temel çıkarlarının korunması ve Suriye sorununun siyasal çözümü konusunda önemli katkılarda bulunmuştur. Bundan önceki günlerde Cenevre’de düzenlenen Suriye Sorunu Eylem Grubu Dışişleri Bakanları Toplantısı önemli sonuçları elde etmiştir, Çin de bunun için olumlu ve yapıcı bir rol oynamıştır. Suriye sorunu üzerinde Çin tarafının adil ve yapıcı tutumu ve sarf ettiği diplomatik çabaları uluslararası toplumun ilgili tüm tarafların geniş bir anlayış ve desteğine erişmiştir. Çin’in imajını zedeleme ve Çin’in diğer ülkeler ile olan ilişkilerini bozma girişimleri nafile kalacaktır”.
Rusya ve Çin’in Suriye sorunu üzerindeki olumsuz tutumları (ret oy veya veto hakkını kullanma) sorunun çözümlenmesini engellemektedir. BM ve Arap Birliği’nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’ın 7 Temmuz’da Fransız basınına verdiği demeçte Birleşmiş Milletlerin Suriye krizinin çözüm için sarf ettiği çabalarının başarısız olduğunu ve belki de başarıyı elde etmesinin zor olduğunu ifade etmiştir. Annan’a göre, uluslararası toplumun Suriye krizinin barışçıl ve siyasî çözüm arayışı için büyük çaba ve girişimde bulunmuştur, ancak anlaşıldığı gibi bu tür çabalar başarısız olmuştur. Annan, Suriye tarafları ve uluslararası güçleri kastederken, Suriye lideri Beşşar Esed ise Annan planının başarısız olmasının nedenini birçok ülkenin bu planın başarısız olmasını istediğine bağlamaktadır. Ancak, Suriye Devlet Başkanı Esed, Annan barış planı başarısız olmamalı diye konuşmuştur. Bu istekler BM ve Arap Birliği’nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’ın tekrar Suriye ziyaretiyle yeni bir gelişme yaratmıştır. 9 Temmuz’da Kofi Annan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile üçüncü kez bir araya gelmişti. Kofi Annan, Esed ile ülkedeki şiddeti sona erdirecek bir yaklaşımda mutabık kaldıklarını ve bu yaklaşımı Suriyeli muhalefet ile de paylaşacağını bildirmiştir. Annan’ın Suriye yönetimi ile mutabakata varılan çözüm yaklaşımının ayrıntıları bilinmezken, Suriye yönetimi ile muhalifler arasındaki kanlı çatışmalar devam etmektedir. Bu durum Annan planının daha önce olduğu gibi başarısız olma ihtimalini de göstermektedir. Buna rağmen Çin tarafı Annan’ın çabalarına destek vermeye devam edeceğinive Suriye’de uçuşa yasak bölge gibi yaptırımlar dâhil her hangi dış askerî müdahaleye ve zorla rejim değiştirmeye karşıçıkacağını vurgulamaktadır.
Annan’ın altı maddelik barış planı 21 Mart 2012’de BM Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilmiş ve Başkanlık Açıklaması’nda söz konusu barış planın başarısız olması durumunda yeni adımların atılacağı ifade edilmiştir. Yani BM Şartı’nın VII. Bölümü’nde öngörülmüş olan zorlayıcı önlemlerin uygulanması gündeme gelebilir. En son Paris’te düzenlenen Suriye Halkının Dostları Grubu toplantısında da Suriye yönetimine daha sert yaptırım uygulanması ile ilgili talepler dile getirilmiştir. Suriye sorununa yönelik Çin basınında da askerî seçenekler kaçınılmaz olarak yorumlanmaktadır.  Ancak, Çin, Suriye’ye yönelik bir askerî operasyonu kabul etmemektedir. China Strategic Culture Association kuruluşunun genel sekreteri General Luo Yuan, Pekin’de düzenlenen 2012 Dünya Barış Forumu’nda yaptığı açıklamasında, Suriye’ye yönelik güç kullanma veya yaptırımın asıl amacına ulaşabileceğine şüphe ile baktığını ve Libya savaşından sonraki çatışmalarda ölen kişi sayısının savaş sırasında ölenlerden daha fazla olduğu örneğini vererek Suriye’ye yönelik askerî operasyonunun olumsuz netice getireceğini ileri sürmektedir.
Suriye Sorunu Üzerinde Çin’in Temel Çıkarları
İkili ilişkiler açısından Rusya ile kıyasla Çin’in Suriye üzerinde kayda değer bir çıkarı yoktur. Rusya’nın yurtdışındaki yegâne askerî üssünün Suriye’de olması, Rusya-Suriye askerî ticaret ilişkileri ve 20 milyar dolarlık yatırımları, Rusya-Suriye geleneksel ikili ilişkileri ve Rusya’nın Ortadoğu’daki jeopolitik çıkarları gibi sebeplerinden dolayı Suriye’ye destek vermektedir. Ancak, Çin’in Suriye üzerinde bu denli büyük çıkarları söz konusu değildir. 2010 yılında Çin-Suriye ticaret hacmi 2,48 milyar dolar, Çin’in Suriye ihracatı 2,44 milyar dolar, ithalatı ise 0,04 milyar dolardır. Bu ticaret ilişkilerinde Çin’in Ortadoğu’daki en büyük çıkarları olan petrol ve doğalgaz yer almamaktadır. Çin ve Suriye’nin siyasî bakımdan ikili ilişkilerinin yoğun olmadığı gibi kültürel ilişkileri de yok denilebilecek durumdadır. 1974’ten 2010 yılına kadar Çin’de eğtim alan Suriyeli öğrenci sayısı 125 kişi olup, 1978’den 2010 yılına kadar Suriye’de eğitim gören Çinli öğrencinin sayısı ise 131 kişidir. Bütün bu ilişkileri zaman zaman kesintiye uğramaktadır.
Aslında, Çin’in Suriye sorunu üzerindeki çıkarlarının ikili ilişkilerinde değil, Birleşmiş Milletler Şartı’nin etkinliği, koruma sorumluluğunun (Responsibility to Protect) suistimal edilmesi ve Çin-Rusya stratejik işbirliği ortaklık ilişkileri ile alakalıdır. Çin’in BM ortamında Suriye sorunu hakkında Batılı ülkelerle farklı tutumda olmasının nedeni de söz konusu kararlarının BM’nin amacı ve prensiplerle aykırı olmasıdır; Çin’in endişesi, Batılı ülkelerin ilgili kararlardan yararlanarak müdahaleci savaşı rahatça başlatması ve Suriye’de istikrarsız durumu yaratmakla Ortadoğu barışına zarar vermesidir. Yani Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar dünya enerji güvenliğini etkilediği gibi enerji konusunda dışa bağımlılığı %50’nin üzerinde olan Çin’in ekonomisine tesir edecektir. Bu olumsuz sonuca karşı BM’nin amacı ve prensipleri Çin için önem kazanmaktadır. Kaldı ki 1971’de BM üyeliği ve Güvenlik Konseyi Daimi üyeliğini kazanan Çin’in son yıllarda BM ortamında kendisinin küresel etkisini sağlamaktadır. Eskiden ABD ve Batılıların siyasal aracı olarak gördüğü BM’nin, Çin’in siyasal çıkarlarına zarar vereceğini düşünmekteydi; şu anda ise Çin kendi görüşünü ve devlet etkisini uluslararası düzeyde sağlamaya çalışmaktadır. Son yıllarda Çinli diplomatlar stratejik vizyona sahip ve daha deneyimli ve yetenekli olma yolunda ilerlemektedir. Ancak Çin’in yükselişiyle birlikte Çinli diplomatlar bazen küstahça bir tavır da sergilemektedir. [3]
Birleşmiş Milletler Şartı’nın I. Bölüm’de BM’nin amaçları ve ilkeleri belirlenmiştir. 1. Madde 4. paragrafta “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletlerin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar” ibaresi yer almaktadır. 2. Madde 7. Paragrafta ise “İşbu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletlere herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara müdahale yetkisi vermediği gibi, üyeleri de bu türden konuları işbu Antlaşma uyarınca bir çözüme bağlamaya zorlayamaz; ancak, bu ilke, VII. Bölüm’de öngörülmüş olan zorlayıcı önlemlerin uygulanmasını hiçbir biçimde engellemez” olarak yer vermiştir. Çin tarafı bu paragraflara dayandırarak egemen bir ülkeye dış müdahale yapılamayacağını belirtmektedir. BM Şartı bazı durumlara karşı müdahale tanımaktadır. VII. Bölüm’de “Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi Durumunda Alınacak Önlemler” belirlenmiştir. Yani BM Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliği bozan her hangi tehdit ve saboteye karşı “BM üyelerinin hava, deniz ya da kara kuvvetlerince yapılacak başka operasyonları içerebilir” (42. madde) yükümü verilmiştir. Güvenlik Konseyi üye ülkelerin çoğu Suriye’de yaşanan çatışmalar artık bölgesel barış ve güvenliği bozguna uğramıştır tespitiyle Suriye Hükümeti’ne karşı bazı yaptırımları gündeme getirmektedir. Çin’in Suriye sorunun sadece Suriye’nin içinde cereyan ettiğini diğer ülkeleri ya da bölgeleri etkilemediğini ileri sürerek Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye yönelik herhangi bir dış müdahale yapmasının gereği olmadığı kanaatindedir. Halbuki Arap Baharı’ndan sonra Çin de kendi küresel çıkarları için sınırlı içişlerine müdahaleyi teşvik etmektedir.[4]
Pekin’in Suriye sorunu üzerindeki diğer bir endişesi ise Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect) kavramının suiistimal edilmesidir. Koruma sorumluluğu kavramı geçen yüzyılın sonunda ortaya çıkmış ve 2001’de yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Aralık 2001’de Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu (International Commission on Intervention and State Sovereignty-ICISS) tarafından hazırlanan The Responsibility to Protect raporunda bu kavramın mahiyetini açıklamıştır. Söz konusu devlet egemenliği kendi halkını koruma ve felaketten kurtarma mükellefiyeti olduğu ve bunu yapamadığı halde uluslararası camianın müdahale hakkı doğuracağı belirtilmiştir.[5] Bu yaklaşım BM tarafından kabul edilmiştir.[6] 2005’te BM Genel Sekreteri Kofi Annan BM Genel Kurulu 59. Oturumu’nda yaptığı konuşmasında Koruma Sorumluluğu kavramına açıklık getirmiştir: “Ulusal karar alıcıların vatandaşlarını koruyamaz halde veya korumaya isteksizseler; diplomatik, insani ve diğer metotlarla insan haklarını korumak ve sivil toplulukların refahını sağlamaya dönük sorumluluk ve vazifeler uluslararası topluma yüklenmiş olmaktadır.  Sözü edilen metotların yetersiz kalması halinde; BM Güvenlik Konseyi, BM Şartı’nda belirtilen hükümlere bağlı kalarak, zaruretten doğan zorlayıcı tedbirleri de kapsayan nitelikteki çözüm arayışlarına başvurabilir”.[7] 24 Ekim 2005’te BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi’nde insanlığı soykırım, savaş suçları, etnik temizlik ve insanlığa karşı işlenen suçlardan koruma sorumluluğu vurgulanmıştır: “Bu bağlamda bizler, barışçıl araçların yetersiz kalması ve ulusal karar alıcıların açıkça halklarını soykırım, savaş suçları, etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlar karşısında korumakta yetersiz kalması halinde; zamanında ve kararlı hareket tarzıyla, durum ve olaylar baz alınarak 7.madde’nin eyleme geçirilmesi dahil olmak üzere BM Şartı’yla uyum içerisinde ve ilgili ulusal kuruluşlarla da işbirliği yaparak kolektif eylemlerde bulunmaya hazırız”.[8] 2009’da düzenlenen BM Genel Kurulu 63. Oturum’unda Koruma Sorumluluğu Uygulama raporu kabul edilmiş ve Koruma sorumluluğunun üç temel direği ortaya konmuştur: 1. Devletin Koruma Sorumlulukları, 2. Uluslararası Yardım ve Kapasitenin Geliştirilmesi ve 3. Zamanında ve kararlı Tepki Gösterilmesi.[9] Bu rapora göre Koruma Sorumluluğunun bir kavram olarak artık uygulama zamanı gelmiştir.[10]
Söz konusu Koruma Sorumluluğu kavramı Çin tarafından diğer ülkelere müdahalenin aracı olarak algılanmaktadır. Bununla birlikte Çin’in de Tibet ve Uygur gibi etnik grupların sorunu mevcuttur ve dış güçlerinin Koruma Sorumluluğu kavramından istifade ederek uluslararası müdahaleye maruz kalacağına dair endişeleri de vardır.
Suriye Sorunu Üzerinde Çin-Rusya İşbirliği
Pekin’in Suriye sorunu üzerindeki karşıt tutumunun bir başka nedeni de Çin’in Rusya ile olan stratejik işbirliği ortaklık ilişkileri ile ilgilidir. Soğuk Savaş sonrası dünya yapısal bir değişime uğramış ve uluslararası ilişkiler de yeni halini almaya başlamıştır. ABD’nin tek kutuplu güce dönüşmesi, AB ve NATO’nun genişlemesi, Orta Asya’da siyasal boşlukların yaratılması ve Batılı ülkelerin demokrasi ve insan hakları baskısından dolayı Çin-Rusya arasındaki ilişkiler de bu gelişmelere göre yeniden şekillendirilmeye başlamıştır. Çin-Rusya arasındaki ortak jeopolitik çıkarları, enerji ve silah ticaretleri iki ülke ilişkilerini stratejik düzeye götürmüştür. Çin ile Rusya küresel ve bölgesel düzeyde siyasî, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki işbirliği geliştirilmiştir. ABD’nin tek kutuplu hegemonyasına karşı Çin ile Rusya 1997’den itibaren çok kutuplu dünya düzenini teşvik etmeye başlamış ve stratejik işbirliği ortaklık ilişkileri tesis etmiştir. Bugüne kadar bu düzeydeki ilişkilerini temkinli götüren Çin ve Rusya, Arap Baharı olaylarından sonraki gelişmelere karşı ortak tutumda bulunmuştur. Çin’in Suriye üzerinde çıkarlarının fazla olmamasına rağmen, daha fazla çıkarı olan Rusya’yı desteklemekle ikili ilişkilerini korumaya çalışmıştır. Bu ortaklığı BM ortamında göstermekle birlikte diğer ortam ve zeminlerde de açıkça dile getirmektedir. Çin’in Başbakan Yardımcısı Li Keqiang’in Rusya ziyaretinde bulunana Çin’in Dışişleri Bakan Yardımcısı Cheng Guoping’in 28 Nisan’da basına verdiği demeçte, Çin’in Suriye ve Kuzey Kore sorunu üzerindeki tutumu Rusya ile yüzde yüz aynı olduğunu belirtmiştir. En son Haziran ayında yapılan Şanghay İşbirliği Örgütü liderler zirvesinde üye ülkelerin Suriye sorunu üzerinde ortak görüşlere sahip olduğunu deklare etmiştir. Bu zirvede Rusya lideri Putin ile Çin lideri Hu Jintao görüşmelerinde Suriye sorunu üzerinde iki tarafın iletişim ve koordinasyonu sağlamaya devam edeceğini belirtmiştir.
Fakat Rusya ile Çin’in Suriye sorunu üzerinde bazen farklı tutum içinde bulunduğunu görmek mümkündür. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 5 Temmuz’da Rusya’nın Suriye Devlet Başkanı Esed için siyasî sığınma ile ilgili niyetinin olmadığını beyan etmiştir. Bunun anlamı Rusya Esed’siz bir Suriye Hükümetini kabul edebilir, yani hâkimiyet değişikliğine onay verebilir; bu da Çin’in dış güçler tarafından Suriye’de hâkimiyet değişikliğe karşı tutumu ile farklıdır. Bununla birlikte dikkate alınması gereken bir diğer durum da, Kosova ve Afganistan savaşlarında Rusya ve Çin’in aynı şekilde Batılı güçlere şiddetli karşı çıkması, ancak son anda Rusya’nın farklı bir manevra yaparak Batılı güçlere destek vermesi ile Çin’i ortada bırakmasıdır.
İkili özel ilişkilerinden başka, Çin’in Suriye sorunu üzerinde Rusya’nın yanında yer almasının diğer bir amacı, Çin’in Asya Pasifik’te ABD ile yaşanmakta olan gerginliğe karşı Rusya’nın desteğini alabilmektir. Ancak, Rusya, hem Asya Pasifik’te bölge ülkelerle savunma ve silah ticaretini sürdürmeye devam ederken, yani yükselen Çin’in yaratığı endişelere karşı Çin’in komşuları kendileri silahlanma yoluna giderken, diğer yandan Rusya, Çin’i dışarda bırakmıştır. Rusya, ABD’nin önderliğinde, 22 ülkenin iştirak ettiği Asya Pasifik Ortak Askerî Tatbikatı’na katılmakta ve ABD-Rusya ortak askerî tatbikatı da söz konusudur. Nitekim ABD’nin sürdürdüğü bu askerî tatbikat Çin uzmanları tarafından Çin’in kuşatılması olarakalgılanmaktadır. Çin-ABD’nin Asya Pasifik’te yaşanmakta olan gerginliklere Rusya’nın ne derecede Çin’e destek verebileceği de şüphelidir. Buna rağmen uluslararası kamuoyu ABD’ye karşı Rus-Çin ittifakını gündemde tutmaya devam etmektedir ve bunun Suriye sorunu üzerinde daha da belirginleştiği tespitlerini ortaya koymaktadır. Ancak, bazı Çin uzmanları Çin’in Rusya ile birlikte ABD’ye karşı koyma politikasının en büyük stratejik hata olabileceğini ileri sürmektedir. Nitekim ABD’ye karşı Çin-Rusya ittifakının gerçekleşmesi de zordur. Bazılarına göre, Çin-Rusya ilişkilerinin çıkarlar ortaklığı ne kadar güçlü ise, Çin-ABD ilişkilerinde de önemli çıkarları mevcuttur, bu nedenle Çin-Rusya-ABD ilişkileri olduğundan daha karmaşıktır. Aslında bu üç ülkenin Asya Pasifik’teki çıkarlar mücadelesi başlamış durumdadır.
Komşu olan Rusya ile Çin aslında doğal jeostratejik rakiplerdir. İki ülke bu olumsuz durumu işbirliğine dönüştürerek şimdilik başarılı bir şeklide stratejik işbirliği ortaklık ilişkilerini sürdürmektedir. Ancak, potansiyel çıkarlar çatışması henüz giderilmişdeğildir. Rusya-Çin stratejik ilişkilerinin ikili ve çok taraflı zeminde jeostratejik çatışmayı düşük seviyeye indirmiştir, ABD faktörü de söz konusu ikili ilişkinin güçlenmesine de neden olmaktadır. Çin’in önemli strateji uzmanı Yan Xuetong, ABD’nin Çin ve Rusya’yı kendi müttefiki olarak kabul etmediği uluslararası ortamda Rusya’nın Çin ile olan müttefik ilişkilerinin sağlam olacağını da ileri sürmektedir. Böyle bir durumda Rusya-Çin “küresel yönetişim” (global governance) konusunda da işbirliği imkanlarını arttırmaktadır. Fakat iki ülkenin bazı konulardaki önceliklerinin farklı olmasından dolayı küresel yönetişim meselesinde zayıf kalabilmektedir.
Bu sorunlara rağmen, Çin-Rusya ikili stratejik ilişkileri ve uluslararası siyasî sahnelerde stratejik işbirliğinin dönemsel olarak güçlü bir şekilde devam edeceğini tahmin etmek zor değildir. Bu da Çin’in bazı endişelerinin olması ile birlikte Rusya’nın Suriye politikasına destek vermesinin nedenidir. Bu bağlamda Rusya’nın Suriye politikası değişirse, Çin’in de Suriye sorunu üzerindeki tutumu da değişebilir.


U.S. Department of State’s Bureau of International Information Programs, 02 July 2012.
[2] Anastasya Lloyd-Damnjanovic, “U.S., Turkey Introduce U.N. Resolution on Human Rights in Syria”, U.S. Department of State’s Bureau of International Information Programs, 06 July 2012.
[3] Colum Lynch, “Exclusive: China’s John Bolton”, Foreign Policy, September 9, 2010, 8:39 PM.
[4] Erkin Ekrem, “Çin’in Yeni Libya Politikası: İçişlerine Karışma?”, Stratejik Düşünce Enstitüsü Web Sayfası, 30.06.2011 20:15.
[5] Gareth Evans and Mohamed Sahnoun, The Responsibility to Protect, International Commission on Intervention and State sovereignty, December 2001,
[7] Kofi Annan, In larger freedom: towards development, security and human rights for all Technical Report, United Nations, New York, 2005:35.
[8] United Nations General Assembly, Resolution adopted by the General Assembly: 60/1: 2005 World Summit Outcome, United Nations, 24 October 2005:30.
[9] Implementing the responsibility to protect, Report of the Secretary-General, General Assembly, Sixty-third session: Agenda items 44 and 107, January 12, 2009, pp.10-27.
[10] Implementing the responsibility to protect, Report of the Secretary-General, General Assembly, Sixty-third session: Agenda items 44 and 107, January 12, 2009, p. 30.
_________________________________________
kaynak:SDE
Doç. Dr. Erkin Ekrem
SDE Uzmanı
eekrem@sde.org.tr
CV

Hakkında admin

Cevapla