Anasayfa » Makale ve Analizler » Doç. Dr. Erkin Ekrem ile Orta Asya Üzerine Röportaj

Doç. Dr. Erkin Ekrem ile Orta Asya Üzerine Röportaj

Afro-Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak röportajlarımıza devam ediyoruz. Bu haftaki röportajımızı Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Erkin Ekrem ile Orta Asya üzerine gerçekleştirdik.

AFASAM:  Bize kendinizden bahsedebilir misiniz Ekrem Bey?

Ben Erkin EKREM. Uygur Kökenliyim. Doğu Türkistan’dan geldim. 21 yıldır Türkiye’deyim. Önce Hacettepe Üniversitesinde Tarih bölümünde master, sonra doktora yaptım. 1999’dan itibaren ASAM’da “Avrasya Stratejik Araştırma Merkezi”nde çalıştım. 2006’da Tayvan’a gittim. 2008’de Türkiye’ye döndüm. 2009’da SDE’de çalışmaya başladım. Ayrıca, 1997’de Hacettepe Üniversitesi Tarih bölümünde çalışmaya başlamıştım, halen burada çalışmaktayım. Doçentliğimi oradan aldım. Tarih ve Uluslararası İlişkiler alanında uzmanım ve stratejik araştırma alanında çalışmalar yapmaktayım.

AFASAM: 26 Haziran 2009’da Uygur Özerk Bölgesinde yaşanan katliamdan sonra İHH’nın Buraya yardım etmesi durumu ortaya çıktı ve Çin bu duruma müdahale etti. Sizce, bu durumdan Çin büyükelçiliği neden rahatsız olmuştur? Düşünceleriniz nelerdir? 

Çin’in siyasal kültüründe; kendi siyasal sınırının içinde, farklı etnik, farklı kültürü barındıramıyor. Çin’in, tarihten berri şöyle bir anlayışı vardır: “ Kendisini, yeryüzündeki merkez devlet olarak görür. Yeryüzündeki merkezi devlet, genellikle medeni olur. Onun çevresindekiler genellikle medeni olmaz.” Dolayısıyla, onları medenileştirmek, Çin açısından bakarsak, “Çinlileştirmek” ya da Çin kültürüne dâhil etmek” gibi siyasi tutumu söz konusudur. Ayrıca, Çin siyasal kültürünün en az 2500 yıllık tarihi vardır. Dolayısıyla bugün, Modern devletlerde de, bu anlayışın devam ettiği aşikârdır. Çin topraklarında da Tibet, Uygur, Moğol gibi azınlıklar mevcuttur ve bunlara yönelik “ötekileştirme” politikası izlemektedir. Yani, Çin’in, öteki olup“ Ya Çinlileştirmek, ya da ona karşı koymak” gibi bir siyasi tutumu olduğu için, bugüne kadar hala, kendi sınırları içinde,  bu tarz problemler yaşanmıştır ve düzen sağlanmış değildir. Çin Hükümetinin bu tutumuna, gerek Tibet olsun gerek Uygurlar olsun hatta Moğolların bir kısmı, bu tutumdan rahatsız olmuşlardır. Zaten Dış Moğolistan 1946’nın Ocak ayında Çin’den koparak, bağımsızlığını ilan etmiştir. Çin, politikalarından dolayı, hiçbir yabancının da yardımını kabul etmemiş, sıcak bakmamıştır. Netice olarak, Çin, bu düşüncesinden vazgeçmediği sürece, bu tür durumlar devam edecektir.

AFASAM: Son zamanlarda Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’nde “Diyalog Ortaklığı”na alınması olayı yaşandı. Onun dışında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurallarını aşarak yeni dönemine girdi. Şimdi bu durumda Şanghay İşbirliği Örgütü bir güvenlik örgütüne mi dönüşüyor? Türkiye’nin diyalog ortağı sürecine alınması durumu nasıl algılanmalıdır?

Aslında, Şanghay İşbirliği Örgütü kurulmadan önce 1996’da, “Şanghay Beşlisi” şeklindeydi. Şanghay Beşlisi’nin kuruluş hedefi “Bölge Güvenliği”ni muhafaza etmek olmuştur. Zaman içinde bu sınır sorunları bir ölçüde çözülünce, beş ülke,“Orta Asya’nın güvenliğini sağlayan aynı zamanda ekonomik işbirliği oluşturan bir örgüt ortaya çıkaralım.” fikri ortaya atıldı ve 1999’da bu fikir olgunlaştı.2001’de teşkilatlanma yapabildi. Bu dönüşümden hemen sonra 11 Eylül Olayları başlayınca, Şanghay İşbirliği Örgütü; daha çok, güvenlik alanına kaymaya başladı. Ki, o zamanlar ekonomik işbirliğinde de çok zayıftı. Çünkü Çin ile Orta Asya arasındaki ticari hacimler, Çin’in Dünya ülkeleriyle yaptığı ticari hacimler karşılaştırıldığında da çok az. Orta Asya, Çin için hammadde, daha doğrusu enerji mekânıdır. Aynı zamanda Çin’in bazı ucuz mallarının da pazarıdır. Rusya’da Orta Asya ile ticaret, daha çok enerji üzerinedir. Bu şekilde baktığımızda Şanghay İşbirliği Örgütü’nün ekonomi işbirliği ayağı zayıf daha çok dinamik ayağı ağır basıyor. Bir de 11 Eylül sonrası, bölgenin güvenliğini sağlayabilmek için “Anti-Terörizm Merkezi” adında bir merkez kurulmuştur. Bu merkez, Şanghay İşbirliği Örgütü Sözleşmesi çerçevesinde düzenli bir şekilde askeri tatbikatlar yapmakta. Askeri tatbikat yapmasının da amacı, teröristlere karşı tedbirleri almak, onları imha etmektir. Özellikle bu askeri tatbikatın kapasitesi, teröriste karşı hazırlıklar sanki aşırı gitmiş gibi yani sadece teröristlerle değil de teröristlerden daha büyük güçlere karşı hazırlık yapılmış gibi de olmuştur. Silah kullanımı, düzeyi, miktarı ve teknolojiyle donatılış düzeyi çok farklı. Bu anlamda Şanghay İşbirliği Örgütü’nün ilk amacı, Bölgenin güvenliği, terörizmle mücadeledir. Şimdilik böyle görünüyor fakat birçok ülke bu örgüte ilgi gösteriyor. Örneğin bölgeye yakın ülkeler Moğolistan, Pakistan, İran gibi ülkeler ilgi duyduğu için, bunlar belli bir statü getirmiş. Yedek üyeler ve davet edilmiş misafir ülkeler örneğin Türkmenistan, özel olarak davet edilmiş bir ülke olarak katılmıştır. Fakat karar alırken, resmi 6 üye karar alıyor. Diğerlerinin karar verme veya direkt müdahale etme şansı yok. Sadece tavsiye edebilir. Buna rağmen yine, bölge ülkeler için bir platform oluştu. Yani bir zemin oluşturur. Bu zemin ile ekonomik işbirliği veya kültürel geçiş yapabilmesi fırsatını da yaratmıştır. Tabii Türkiye’de de tarih, kültürel, dini anlamda bu bölgenin bir parçası. Coğrafi anlamda bir durum mevcuttur. Kaldı ki, günümüzde artık “Coğrafi Uzaklık” söz konusu değil. Ancak, Türkiye’nin bu bölgede etkin olmasına Çin tarafı pek sıcak bakmadı. Özellikle 2005’te Ocak ayında Başbakan Erdoğan’ın Moskova ziyaretinde Başbakan, Putin’e de söylemişti, taleplerini iletmişti. Aynı yılın Şubat ayında o dönemdeki Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL, Çin ziyareti yapmıştı. Belli makamlar oluşmuş görünüyordu ama aynı dönemde İran’ı “Gözlemci Ülke” olarak kabul ederken,  Türkiye hakkında hiçbir karar alınmadı. Rusya’nın baskısı ve Kazakistan’ın tehdidinden dolayı resmi toplantılarda Türkiye’nin talebi gündeme getirilmedi. Özellikle “Şanghay İşbirliği Örgütü Akademik Formu” diye toplantı oldu. Orada,  Türkiye’nin de, görüşmeye katılması gerektiği ortaya konulduğu halde, Türkiye’ye böyle bir şans tanınmadı. Ama geçen yıl Türkiye’nin başvurusu, Rusya tarafından incelenerek, Türkiye’ye, sadece “diyalog ortaklığı” hakkı verildi. Şimdi bu, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 2001’den bu yana, birçok anlaşmalar, birçok sözleşmeler yapıldı. Türkiye’nin, örgüte iştirak edebilmesi için, bu anlaşmalar ve sözleşmelere uyması gerekiyor. Aynı Türkiye’nin AB’ye girerken birçok kriterlerin ortaya konuldu. Şanghay İşbirliği Örgütü de aynı şekildedir. Mesela, bazı anlaşmaları Türkiye’nin kabul etmesi kolay mı zor mu? Farz edin ki kolayca kabul edebilir. Türkiye, sadece, “diyalog ortağı” statüsüyle yetinmez. Çünkü bu statü, düşük bir statüdür. Düşük bir statü olduğu için Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı düzeyde. Değişik düzeydeki toplantıda fazla bir müdahale şansı yok. Yine bir kenarlık olacak. Tabi Türkiye bununla yetinmeyecek. Şuan ki “Diyalog Ortağı” statüsünden daha ileri, yani merkeze doğru giderek önce gözlemci, sonra da asıl üyeliğe girmeye çalışacak. Çünkü bu statüde kalamaz. Ama Türkiye-Çin arası ilişki, belli bir düzeye gelmelidir ve 2 ülke arasındaki karşılıklı siyasal güven sağlanmalıdır ki belki o zaman Çin, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyelik statüsü tanıyabilir diye düşünüyorum.

AFASAM: Çin ve Türkiye ilişkileri yeni bir döneme girmiştir demiştiniz. Bu duruma bakaraktan, Çin’in Doğu Türkistan meselesinden ötürü Türkiye’ye kızgınlığı söz konusuydu. Çin’in misilleme yapacağı şeklinde duyumlar olmuştu. Diyalog ortağı olarak alma olayında Çin, misilleme için bir plan düşünüyor mudur?

Çin’in, Türkiye’ye yönelik misilleme yapmak fikri akıl karı değildir. Gerçi o, Urumçi Vakası döneminde, Çin, medyada Türkiye’yi cezalandırma gibi söylemleri oldu. Hatta PKK’ya, Ermenilere destek verme gibi olaylar olmasına rağmen, Çin, resmi makamlarında böyle bir ifade kullanılmadı. Türkiye, Çin ile paylaşacağı koz,  Çin’in Türkiye’ye yönelik kullanacağı koz farklıdır. Birincisi, 2 ülkenin siyasal ilişki düzeyi o kadar yoğun değil. Cumhurbaşkanı, Başbakan düzeydeki karşılıklı ziyaret aralığı çok geniş 17 yıldan 28 yıl gibi bir ara var. Dolayısıyla, siyasal ilişkinin bozulması durumu söz konusu değil. Eğer de ekonomik anlamda ilişki, ticari anlamda dersek, şuan da 2 ülke arasında 25 milyar dolarlık ticaret hacmi var. Bunun 10 da 9 unu Çinliler, 10’da 1 ini Türkler kazanıyor. Yani Türk-Çin ticari ilişkisi dengesine baktığımızda, Türkiye’nin aleyhine gelişen bir durum var. Artı bir şekilde PKK ya destek verirse, AB gibi bir kuruluşa, Uluslararası camiaya mahcup kalacak. Öte yandan Sen bir devletsin. Nasıl olur da Amerika’nın “terörist” diye kabul ettiği bir teşkilata destek verirsin. Türkiye’de de karşılıklı olarak Doğu Türkistan grubuna destek verebilir. Diğer bir örnek olarak, Ermeni meselesi zaten uzun ve karmaşık bir meseledir. Bunun içine girdiği zaman da çıkamaz. Ki, kendi sınırları içerisinde birçok etnik kökenden insan var. Çinlilere göre “farklı dini inanç” sorundur. Ona bulaşırsa kendi toprakları içindeki durumları nasıl dengeleyebilecek. Türkiye’ye illaki karşı koymak istiyorsa ticari ilişki olarak Çin, yılda 20 Milyar dolar az kazanacak. Çin’e döviz kazandıran ülkelerden biri Türkiye’dir. Siyasal olarak da pek yoğun bir ilişki olmadığı için bir şey yok. Bölgesel işbirliği de yok. Ne Orta Doğu’da, Libya, Suriye ve Mısır’daki gelişmelerde aynı düşünülüyor. Bu yüzden 2 noktada birleşiliyor: Çin’in Türkiye’ye misilleme yapması mantıksız olur. Bir diğeri, Çin, daha farklı şey bekledi, Türkiye’nin jestini bekledi. Hakikaten Urumçi Vakasından 2 ay sonra Başbakan Erdoğan, özel temsilcisi Zafer Çağlayan’ı Çin’e göndermesiyle Zafer Çağlayan, Çin’in egemenlik haklarını nasıl tanıdıklarını dile getirdi. Çinliler de bunu bekliyordu. Bundan sonra yumuşamaya gitmeye Çin hazırdı. Ondan sonra birçok Sanayi Bakanı, Enerji Bakanı da ziyaret ettiler. Bakanlık, Çin makamlarına Türk-Çin stratejik işbirliği, ortaklık teklif etti. 1 yıl sonra, Ekim 2010’da Çin Başbakanı Türkiye’yi ziyaret etti. Bu sayede, Durağan şekilde seyreden ilişki birden ısınmaya başladı ve 1 yıl önceki o gerginliklerin hepsi askıya alındı ya da üzerine sünger çekildi.2010 yılından itibaren Türkiye-Çin ilişkileri gelişmeye başladı fakat çok büyük, kayda değer bir gelişme göremiyoruz. Ama geleceğe yönelik, her iki ülke de birbirine ihtiyaç duyduğu için, ikili ilişkiler daha yüksek bir seviyeye gelebilir. “Stratejik Ortaklık” ilişkisinin içini doldurarak belli bir düzeye gelebilir. Ancak, Türkiye’nin ABD, Almanya ile oluşturduğu ilişki, bu durumu zorlaştırabilir.

AFASAM: 2050 yılında Çin’in süper güç olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Çin, hegemon güç olabilir mi ?

Ekonomik olarak geçme olasılığı var. Ticaret hacmi bakımından geçebilir fakat diğer alanlarda geçmesi çok zor. Bugün, dünyada ekonomi üretim gücü en yüksek olan Amerika’dır. Teknoloji olarak da yine ABD’dir. Dünyada 500 tane üniversitenin neredeyse 3 te 2 si ABD’dedir. Dolayısıyla, her alanda bilim adamının çoğu ABD’dedir. Bir de ABD Toplumunda, değişik milletlerle ilişki kurma, bunları idare etme konusunda tecrübesi var. Dolayısıyla, dünyaya hâkim olurken bu tecrübelerin olması gerekir. Demin saydığım bu özelikler Çin’de yok. Mesela, Amerika’nın Sert Gücü (Hard Power)’nün yanı sıra yumuşak gücü(Soft Power) ve Küresel Gücü var yani Dünyayı yöneten, demokrasi anlayışı. Bu, batılı ülkelerde aynı zamanda yönetimin en önemli değeridir. Etkin yönetim sistemidir. Soğuk Savaş’tan sonra, Dünya Ülkelerinin 3’te 2’si, Demokrasi yönetimine geçti. Merkeziyetçi Hâkimiyet anlayışında ise,3 te 1’lik kesim kaldı. Bunun da başını Çin çekiyor. Demek ki Amerika’nın Demokrasi’si daha etkin bir şekilde seyretmiş ama Çin’in böyle bir Yumuşak Gücü yok, oluşturamadı. Örneğin bugün Konfüçyüs, enstitülerini dünyada tutmaya çalışıyor. Fakat Konfüçyüzm, esasen, merkeziyetçi ve diktatörlüğünü korumaya çalışan, onu savunan bir doktrindir. Yani, demokrasi sistemi ile zıttır, “Çin merkezli haraç sistemiyle” oluşturulmuş olan, hiyerarşik bir düzen oluşturan bir anlayıştır. Bu anlayış, ne Çin’in komşuları tarafından kabul edilir ne de Batılı ülkeler tarafından kabul edilir. Yani bu anlamda Çin için, Amerika’nın yerine geçecek, küresel bir dünya gücüne sahip olması çok zor. Bu sadece ekonomi, askeri, teknoloji ve eğitim bakımından değil. Bir de liderlik ve toplumun kalkınması, toplumun medeni düzeyi, refah düzeyi önemlidir. Örneğin Çin Nüfusunun %75’i henüz fakir sayılır. Zenginleri de çok zengindir. Dolayısıyla 15.Yy’dan itibaren, yükselen devletlere dikkat ettiğimiz zaman “Devlet yükseldiği zaman toplumun refahının yükseldiği”ni görüyoruz ve toplumun kendi hâkimiyetine daha çok bağlı kaldığını fark ediyoruz. Toplum, dağınık, çeşit çeşit taleplerin peşinde değil. Dolayısıyla, Çin bu çeşitliliği kaldırmadığı sürece dışa yönelik politikası da sönük kalır. Bu nedenle Çin’in Hâkim Güç olması pek mümkün görünmüyor.

*Değerli vakitlerini bize ayıran Doç. Dr. Erkin Ekrem’e teşekkürlemizi sunuyor, kendilerine akademi dünyasındaki çalışmalarında başarılarının devamını diliyoruz.

 

Hakkında admin

Cevapla

x

Check Also

Türkiye’nin Uygur Türkleriyle ilgili endişeleri BM’de dile getirildi

Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarındaki ulusal beyanında, Uygur Türklerinin kültürel ve dini kimliklerine saygı ...

Türkiye’den Birleşmiş Milletler’de Uygur Türkleri tepkisi

Türkiye, Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurulu kapsamında gerçekleştirilen Sosyal, Kültürel ve İnsani İşler’den sorumlu III. ...

39 ülke Uygur Türkleri için çağrı yaptı. Listede Türkiye yok

Çin hükümetine toplama kamplarında zorla tutulan Uygur Türklerinin serbest bırakılması çağrısı yapılan ve 39 ülkenin ...

CHP’den iktidara Uygur Türkleri tepkisi

39 ülkenin imzaladığı ‘Uygur Türkleri’ mektubunda Türkiye’nin imzasının yer almamasını eleştiren CHP Eskişehir Milletvekili Utku ...

İçişleri Bakanlığı’ndan Davutoğlu’nun “50 bin Uygur Türkünün Çin’e gönderilecek” iddialarına yanıt

İçişleri Bakanlığı’ndan Davutoğlu’nun “50 bin Uygur Türkünün Çin’e gönderilecek” iddialarına yanıt İçişleri Bakanlık Sözcüsü İsmail ...

Sessizliğe gömülen dünya karşısında Çin’in Doğu Türkistan’a zulmü

Erdoğan’ın Doğu Türkistan’a yapılan zulmü ‘soykırım’ olarak nitelendirmesine rağmen Çin ile stratejik ilişkiler nedeniyle sessiz ...

Çinperver Vatan Partisi’nden Doğu Türkistan Karşıtı Açıklama

Cumhur İttifakı’nın gayrı resmi ortağı olarak adlandırılan Vatan Partisi, Doğu Türkistan’daki sistematik soykırımı duyuran ve ...

Skandal! Çin, Türkiye’deki Doğu Türkistan haberlerine erişim yasağı koydurmaya başladı

Doğu Türkistan’daki insanlık dramı katlanarak devam ederken, skandal bir gelişme yaşandı. Türkiye’de Doğu Türkistan ile ...

ABD : ÇİN’İN UYGURLARA KARŞI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ İÇİN YAPTIRIMLAR ARTACAK

ABD,Dışişleri Bakanı Pompeo Çin’in Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar.Kazaklar ve diğer Çinli olmayan Müslüman halklara karşı ...