1 Ekim Çinliler için bayram ama Doğu Türkistanlılar için matem, utanç günüdür…
Ben yurttaşlarımı Akıyu’ya benzetmek istemezdim. Bir gün, 1 Ekim bayramını (1 Ekim Kızıl Çin’in Doğu Türkistan’ı işgal ettiği gün), Çinliler için bayram ama Doğu Türkistanlılar için matem, utanç günüdür… köleliğin başladığı gündür… soykırımın- cehennemin başladığı gündür. Tarihi kültürlü onurlu bir millet Uygur’un, sayısı bir buçuk milyar olan, insanlıktan nasibini almayan Hanzuların –Çinlilerin– ayakları altına düştüğü gündür) Çin konsolos yetkilileriyle ile içkı masasına oturarak kutlayan Uygur (ismini söylemeyeceğim) bana böyle deyip Akiyu’nu hatırlattı.
– Sizler Doğu Türkistan’ı kurtaracağım diye ahmak, akıyu oluyorsunuz, bırakalım o işleri gelecek evlatlar halletsin…
– Akiyunun, ahmaklıktan başka, en önemli hasletinin, merkezi ideolojisinin ne olduğunu biliyor musunuz? (sordum ben)
– Bilmiyorum söyler misiniz?
– Akiyu’nun üstünden idam kararı çıkıyor. O, kendi ismini yazmasını bilmediği için, isim imza yerine bir çember çizmeye çalışıyor, ama o çemberi bile çizemeyip onun yerine kavun çekirdeği gibi bir şey çiziyor ve diyor ki “Bu işi sonraki evlatlara bırakmak lazım, belki onlar çemberi yuvarlak çizmesini becerir.”
Ama o iğrenç tip (karakter) bile, kendi ülkesine tecavüz edenler ile kadeh tokuşturmamıştı (dedikten sonra adamın yüz ifadesine baktım. O profesör kişi kendi âleminde ve vatan-millet şuurunu kaybetmişliğin tuhaf bir ruh karamsarlığı içindeydi, ben onun bana karşı gelmesini, kızmasını bekliyordum… maalesef o duygular da meydana çıkmadı, sanki o kaybedilmiş insani his-duygu, insani karakterin “huzuru”nu yaşıyormuş gibiydi. O son sözleri ile beni daha da şaşırtmayı becerdi.. dedi ki:)
– Ne olmuş ki, Uygur dili yok olursa yok olsun! Herkes Çince okusun. Gördünüz mü, benim taktığım pahalı kravat, giydiğim takım elbiseyi?! İşte Çince okursa, işte benim gibi prof… olacak.
(O, Uygur prof. ile olan kısa sohbet benim gözümü açtı. Neden bu milletin fertleri bu hale geldi? Hem de okumuş bilgili insanlar?!)
Doğu Türkistan’dakiler ağır baskı altında, soykırım vahşeti içinde…
Dış dünyadaki (hür dünyadaki) Uygur, gece ve gündüz, oturup ve kalkıp “vatanı nasıl kurtaracağız?” fikri üzerinde birleşmesi, acilen yeni yollar bulması gerekmez mi?! Hayallerin dalgalı denizine daldım… Akıyu o denizdeki küçücük böcek miydi?
– Hayır.
– Öyleyse Akıyu kim?
– Çin’in, Japonya’da tahsil görmüş meşhur yazarı Lüşun, Çinlilerdeki (Hanzulardaki) bütün kötülükleri toplayan bir “Akıyu” tiplemesi yapmıştı.
Mesela: Akuyu çok pis bir karakter, üstü başını bit basmış… Akıyu tembel… Akıyu hırsız… Akıyu arsız… Akıyu sapık, Akıyu ahmak… kendi kendini hep övüyor, kendini bilmez, o kendisi ahmak ama doğru iş yapanları “ahmak” diye suçluyor, ayıplıyor. Yapması gereken işleri yapmayıp “gelecek evlatlar yapar” diye sonrakilere bırakıyor (güzel işler yapıp devamını gelecek evlatlara bırakanların Akıyu’culuk ile hiçbir alakası yoktur elbette)
Gelelim esas konumuza…
1) Hür dünyadaki Uygurlar içinde, kendileri, soykırımda kalan vatan milletini kurtarmaya çabalamayan, hatta gök bayrak olan yere yaklaşmak istemeyen, şahsi nefsi, para, şöhret, ünvan peşinde, kendi rahatı peşinde koşan; üstelik vatan kurtarma yolundaki mücahitleri “Ahmak…” deyip hiç utanmadan onların dedikodusunu yapan “Akıyular” meydana çıkmaya başladı.
Bunlar milli mücadelemizden uzak kaçan “Akıyu”lardır. Bunları bazıları “Biz siyasetten uzak dururuz… Biz ilim adamlarıyız…” derler.
Ben diyorum ki, deniz altında kuru taş olmadığı gibi, düşman işgali altındaki ülkede, siyasetten uzak insan olamaz… Senin düşmana karşı gelmen de siyaset, düşmana satılman işbirliği yapman da siyaset, düşmanın kendi halkını nasıl öldürdüğünü göre göre susman, kaçman, tepkisiz kalman, ilgisiz kalman, kendi özel nefsin peşinde koşman… hepsi siyasettir.
Bazıları sadece bilim adamı olmak istiyor ama sen düşman işgali altındaki bir milletin fertlerinden aldığın o bilimi kim için kullanman çok önemlidir.
Mesela; Göknur’da ya da Şien’de iki at, her iki atın üstünde yüklenmiş elmas… zenginlik var. Bir at çok güçlü, sağlam at. İkincisi biraz topal, biraz zayıf güçsüz bir at. Güçlü at Pekin’e doğru yola çıktı. Zayıf at ise Doğu Türkistan’a (Uyguristan’a) doğru yola çıktı…
At başının hangi yöne bakması, kim için çalışmak önemlidir. Biz elbette bilim, fen, tekniğe önem vermesi taraftarıyız. Yani atlarımız hem güçlü, hem sağlam olmalı ki, hem menzil nişanı Doğu Türkistan (vatan kurtarma) olmasını isteriz.
Bütün hür dünyadaki Uygurlar! Hepinizin vatan kurtarmadan ibaret insani vazifeniz olduğunu unutmayın! Bu vazifeyi, görevi iyi yapan Uygur, iyi insandır.
2) Çeşitli çile, cefalar ile boğuşarak, müstahkem iradesi ile vatan kurtarma yolunda adım atan bütün yurttaşlarıma teşekkür ederim. Allah yardımcımız olsun!
Üzülerek söylemek zorundayım. Mücahitler içinde hem Akıyu’nun bazı hasletleri görülmeye başladı: Mesela; biraz tembellik ve işi sonraki evlatlara bırakmak.
Hemen, şimdi, acilen yapmamız gereken çok işler var. Düşman çok hızlı, binbir koldan, binbir yoldan, binbir çeşit silahlar ile, binbir çeşit yöntemler ile soykırım yapıyor.
Biz düşmandan daha da hızlı, daha da yeni strateji yöntemler geliştirerek, düşman üstünden galip gelmemiz lazım.
Bizim davamız haklı dava, biz sadece doğruları doğru anlatabilirsek, dünyanın adil insanlarının hepsi bizi destekleyecek, zafer bizim olacak!
Zalimin zulmü varsa, bizim âhımız var. Âhımızı anlatalım insanlık dünyasına, anlatma imkânımız var iken, mücadele etme, vatanımızı kurtarma fırsatımız var iken, “âhımızı” neden sonraki evlatlara bırakalım?! (bu kılmışın Akıyucu’luk olduğunu bilmeyenler bilsin!)
Cenabı Allah’tan başka kimseye kul olmamamız lazım. İnsan eti yiyen Çinlilere 63 senedir köle olduğumuz yetmedi mi? Hür dünyadaki bütün Uygurlar bir niyete gelerek (Akıyu hastalığı bulaşmışsa, her birimiz acilen tedavi ederek, her birimiz kendi kendimizi sağlam mücahit yaparak) vatanı kurtaralım, hür – bağımsız Doğu Türkistan (Uyguristan) kurarak insan gibi yaşayalım.
Zeynure İsa
Doğu Türkistan Haber ve Araştırma Merkezi Doğu Türkistan Haber ve Araştırma Merkezi
